1923/1934-2017

Cumhuriyetin kuruluşundan bir kaç örnek vererek, günümüz iktidarının yaptıklarını anlama şansının daha da artacağını düşünüyorum.

1919 da işgal kuvvetleri İstanbul’u işgal ettiler.

Padişah işgal kuvvetlerine teslim oldu. Hani şu torunlarının topraklarımızı geri istiyoruz dediği padişah efendimiz!

Mustafa Kemal olanaksızı gerçekleştirdi. Halkı birleştirip kurtuluş savaşını başlattı, Türkiye Cumhuriyetini kurdu.

Osmanlıdan kalan borçlar yüzünden batağa saplanmış bir durumda genç Cumhuriyet, borçların tümünü üstlenerek ödemelerini yaptı ve sıfırdan bir ülke yaratıldı.

Ulaşım, enerji, iletişim de işgal altındaydı. Bu şirketler de teker teker yabancılardan satın alınıp ülkeye kazandırıldı.

Endüstri devrimi yapıldı. Fabrikalar kuruldu. Yabancılardan satın alınanlarla birlikte yeni kurulan işletmelerle ülkenin enerji sistemi işler hale getirildi.

Ekonomi nefes almaya başladı. Çarkların daha sağlıklı işleyebilmesi için 13 yılda 13 büyük banka ve ilk milli sigorta kuruldu. Açılan tüm bankalar tarım ve sanayi yatırımlarına can verdi.

Tamamı yabancılara ait olan demir yollarımızın hepsi satın alınarak ülkeye kazandırıldı.  Dört bir yan demir ağlarla örüldü. Toprak reformu başlatıldı. Ülkenin varlıkları halkıyla paylaşıldı. Çiftçiye toprak dağıtıldı. Tarım gelişti, ekonomiye can kattı. Böylece köylü, milletin efendisi ünvanını aldı.

Yabancıların elinde bulanan liman ve tersaneler geri alındı, yetmedi yenileri yapıldı. Artık ekonominin her çarkı ülke yararına dönmeye başladı.

1926 ya gelindiğinde bu gün bile yapılamayan yapıldı. Türkiye kendi uçaklarını yapmaya başladı. Yolcu, savaş ve ambulans uçakları üretildi. Avrupa ve orta doğuya uçaklar satıldı. Uçak testi için Avrupa ve orta doğunun en büyük rüzgar tüneli inşa edildi. “İstikbal Göklerdeydi”

Eğitim seferberliği başlatıldı. harf devrimi öncesinde %8 olan okuma yazma oranı, çok kısa sürede %12 ye yükseldi. Milli okullarda 3 milyon insan temel eğitimini tamamladı. Latin alfabesine geçiş süreciyle bilimsel çalışmalar başladı. Ziraat, sanat, tarih enstitüleri, üniversiteler, konservatuarlar, sanat okulları, köy enstitüleri, milli halk kütüphaneleri, arka arkaya kuruldu.

Hak ve özgürlükler unutulmadı. 1930 da belediyelerde, 1934 te ise genel seçimlerde Avrupa dan önce kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı.

Yurtta barış dünya da barış ilkesi bütün komşularımızla ilişkilerin altın çağı oldu.

Devlet yatırımlarının bir ülke için ne kadar önemli olduğu bu kısa süre içerisinde kanıtlanmışken, bu güne geldiğimizde gördüğümüz devletin 1923 yılının bile çok çok gerisine gittiğini gösteriyor. Okullardan labatuvarların kaldırılması, bilimsel eğitimi bir kenara bırakıp dinci eğitime geçilmesi, milli varlıkların satılması, yıllardır tek bir yatırımın yapılmaması adımların geriye doğru atıldığını söylüyor bize.

Eğitimin, tarımın, hayvancılığın ve sanayinin dünyadaki olanaklar geliştikçe değer kaybetmesi tamamen bir yönetim hatasıdır.

Şimdi karar verin. Türkiye bu düşünceyle yeniden dirilişe geçip, çağ atlayabilir mi?

 

gunlukbakis

gunlukbakis

2017 Temmuzunun ikinci yarısında başladığımız yayın hayatımızda, giderek yükselen bir grafik çizme hedefindeyiz....

Ziyaretçilerimiz, yaptığı yorumlardan kendileri sorumludurlar.

%d blogcu bunu beğendi: