Ahmet Nesin: Erdoğan bir Kleptokrat mı?

Demokrasinin bütün kurumlarıyla yerleşmediği ülkelerde görülen bu durum, o ülkelerin gelişmesinin önündeki en büyük engellerden biri olmaktadır.

Yıllardır tartıştığımız bir konu var, cumhuriyet elden gidiyor mu, kalıyor mu? Oldum olası bu tartışmanın esasında koca bir kandırmaca olduğunu düşünmüşümdür, nedeni de çok basit, sonuçta İran’da cumhuriyet yada benzeri ülkeler var. Bu tartışmanın bir nedeni var, Türkiye’de bugüne kadar demokrasi hiç olmadığından ve de olmayan demokrasi hiçbiyere gitmediğinden, faşizmin azdığı dönemlerde hep cumhuriyet gidiyor denmiştir.

Geçen gün bunları düşünürken kafama Türkiye’nin nasıl yada ne tür yönetildiği sorusu takıldı. Nasıl takılmasın, Atatürk tek partili demokrattı, İsmet İnönü’yle yapamadı, sonra İnönü tek partili demokrat olarak devam etti ama baktı dünya değişiyor, çok partili demokrat olarak devam etme kararı aldı. Çok partili demokratik sisteme geçilir de Demokrat adında parti olmaz mı, Adnan Menderes ve Celal Bayar tek partili demokrat CHP’den ayrıldılar ve en demokrat Demokrat Parti’yi kurdular. Demokrasi işlemiyordu, askerler demokrasiyi getirmek için darbe yapıp Menderes ve 2 bakanı astılar, yerine demokrasi adına Süleyman Demirel geldi. Demokrasi iyice yerine otursun ve bir daha da çökmesin diye şeriatçı Necmettin Erbakan ile ırkçı Alparslan Türkeş’e parti kurma izni verdiler. Oysa Türkeş daha fazla demokrasi olsun diye Talat Aydemir’le beraber darbe yapacaktı ama Aydemir asılırken kendisi yurt dışına yollandı.

Ne kadar uğraşsalar da olmuyordu, asker demokrasiyi pekiştirmek adına yine darbe yaptı 12 Mart 1971’de ve 3’e karşı 3 mantığıyla Deniz Gezmiş ve 2 genç asıldı, onlarcası öldürüldü. Demokrasi adına Bülent Ecevit geldi, arkasından yine Süleyman Demirel, Erbakan ve Türkeş’le beraber. Yapamadılar, demokrasiyi getiremediler, 12 Eylül 1980 yılında Kenan Evren demokrasiyi getirmek için darbe yaptı ve en Kemalist demokrat olarak yüzlerce genci öldürttü ama Yeşilköy Havaalanı’nı Atatürk Havaalanı yapma cesaretini de gösterdi. Bu faşizmdi, o yüzden darbe olmamalıydı, darbenin başbakan yardımcısı Turgut Özal başbakan oldu, arkasından Tansu Çiller filan derken demokrasi adına şeriatı savunan Recep Tamam Erdoğan geldi ve benim de içimi demokrasiler bağladı, demokrasi fenalığı geldi.

Bütün bunları düşünürken Adnan Menderes’in ağa olduğunu ve Atatürk’ün zamanında yapmak istediği toprak reformunun karşısında ağaların engel olduğunu düşündüm. Bu fakir halk kurtuluş için bir ağayı başbakan olarak seçmişti. Arkasından Demirel geldi, çulsuz bir başbakanken 2 kardeşi zengin oldu, yetmedi yeğeni 1. Yahya Demirel ilk hayali ihracat yolsuzluğunu yaptı, yetmedi, bu kez 2. Yahya çıktı ve yolsuzluğu geliştirdi. Kanuni Sultan Süleyman’dan sonra Süleyman kaçıncı Süleyman’dı bilemeyeceğim ama yargıya müdahale etmedi. Çünkü yeğenler devlet kasasını boşaltırken de müdahale etmemişti.

Kendisinin yerine Tansu Çiller gelmişti, annesinin emekli maaşı yastığın altında bir çoğalmıştı, bir çoğalmıştı ki ne siz sorun ne de ben söyleyeyim. Zaten başbakan olmadan önce karı–koca İstanbul Bankası’nı batırmış, ülkeyi yönetmek için gerekli referansı vermişti.

Turgut Özal’ı anlatmama gerek var mı, “Benim memurum işini bilir” diyerek herkesi suç ortağı yapmaya itti ve ortalık her zamankinden daha çok neşelendi. Arkasından anayasaya aykırı olmakla beraber oğlu Ahmet Özal’a ilk özel televizyonu kurma iznini verdi ve “Anayasa’yı bir kere delmekle bişey olmaz” vecizesinin sahibi oldu.

Bu arada Necmettin Erbakan’ın paradan dolayı hapsini hepimiz biliyoruz, Alpaslan Türkeş’in çocukları da para kavgasına tutuştu.

Ve sonunda Recep Tamam Erdoğan başbakan oldu, grev sözcüsüydü, parası yoktu ama büyük oğlunun sünnet düğünü ona yetti de arttı bile, o gün oğluna takılanları borç olarak aldı ve ondan sonra Allah yürü ya kulum dedi. Sadece kendisine mi dedi, Kemal Unakıtan’a da dedi, hatta o kadar dedi ki kendisi bile dayanamadı bu duruma ve yanından uzaklaştırdı. Binali Yıldırım gemicikler almaya başladı Erdoğan gibi, bir de 4 bakan vardı, kimi belediye başkanları vardı ve metal yorgunluktan onları uzaklaştırdı, belli ki onlar parayı metal olarak topluyordu, belki de metal müzik dinliyorlardı ve bu da Tamam Erdoğan’a ters gelmişti.

Bu kadar demokratın arasında ben terörist demokrattım onların gözünde ve yargılanıyordum. Peki dedim kendi kendime, bu ülke nasıl ve neyle yönetiliyor. Sonunda buldum, KLEPTOKRASİ’yle. Kleptomanı biliyordum ama bunun bir devleti yönetiş biçimine dönüşebileceğini bilmiyordum.

Kısa örneklerle anlatayım, hak verip vermemek sizin bileceğiniz bişey.

Kleptoman: Çalma dürtüsünün denetlenememesi.

Kleptokrasi: Bir ülkede iktidarı ele geçiren bir ailenin ya da siyasal veya dini grubun, o ülkenin kaynaklarını sistemli olarak soyması demektir ve kısaca Hırsızlar rejimi anlamına gelir. Demokrasinin bütün kurumlarıyla yerleşmediği ülkelerde görülen bu durum, o ülkelerin gelişmesinin önündeki en büyük engellerden biri olmaktadır.

Kleptokrasi’nin sonuçları: Hırsızlar rejiminin egemen olduğu bir ülkede, yerli sanayi ve tarımsal üretim zayıflar ve iç pazar büyük sermaye gruplarına açılır. Siyasal alanda da insan haklarını çiğneyen, baskıcı bir yönetim kendini gösterir (düşük ücretler, rüşvetsiz iş yapmayan bir bürokrasi vb). Etnik milliyetçiliği, ırkçılığı ya da dini kullanarak geniş kitleleri yönlendirmeleri, bu tür yönetimlerin en karakteristik özellikleri arasındadır.

Kleptokrat: Devlet aygıtını usulsüz zenginleşme ve hırsızlık yapmak için araç olarak kullanan kimse.

Almanya merkezli Uluslararası Şeffaflık Örgütü, 2004 yılında bununla ilgili bir rapor yayınlamış:

Bir sonraki yazıda da Kleptokrasi ve Kleptokrat’ın zararlarını yazacağım.

gunlukbakis

gunlukbakis

2017 Temmuzunun ikinci yarısında başladığımız yayın hayatımızda, giderek yükselen bir grafik çizme hedefindeyiz....

Ziyaretçilerimiz, yaptığı yorumlardan kendileri sorumludurlar.

%d blogcu bunu beğendi: