Ayşe Düzkan yazdı: Bira bulamazlarsa ne içsinler?

Hayır, Anadolu şirketler grubunun suçlarını saymayacağım, kapitalist ne demek sizlere anlatacak değilim. ama insan ister istemez Allah kapitalistin bile hayırlısını nasip etsin demiyor mu?

Yunanlıların “içen adam hiç kötü olabilir mi?” diye bir sözü var, hiç katılmıyorum. Bana sorarsanız adamlar her türlü kötü olabilir ama içkiyle kötülük arasında bir bağ olmadığını düşünüyorum. İçip içip ev halkına hayatı zindan eden adam yok mu? Çok var ama içip içip ev halkına hayatı zindan eden kadın hiç bulunmadığına ve içmeyip de ev halkına cehennem azabı çektiren adamlar hatırı sayılır miktarda olduğuna göre işin içkiden değil adamlıktan kaynaklandığına hükmetmek mantıklı. (gerçi kaç kadın o kadar içecek paraya, özgürlüğe, cesarete sahip diyebilirsiniz, haklısınız.) İçki siz neyseniz onu parlatır tabii, kiminin bir noktadan sonra tahammül edilmez bir ışıltıya ulaştığı da vakidir; tatlı da olur, gülünç de, berbat da. herkesin, sadece eğlenmek, keyiflenmek için değil, unutmak istediklerini unutmak, rahatsız edici bulduğu duyguları yatıştırmak için içkiye başvurma hakkı var. İçenlerin, içmeyi hayatının merkezine koyanların kendilerini ve yakınlarını ilgilendiren şeyler bunlar.

Ama şunu mutlaka hatırlamak gerek: Bayramdan bayrama namaz kılan ama akşamdaaan akşama içki içen, içkili fıkraların efendisi Bektaşi de, arkadaşlarının vasiyetiyle, mezarının başında çilingir sofrası kuran akşamcılar da, rakı kadehini dökmeden çevirip tek seferde içen ve kadehi kıran Müzeyyen Senar da, tek damla şarabı günah sayıp diğer içkilerle sarhoş olmamayı düstur edinen de bu toprakların yerlisi. Rakının “milli içkimiz” olduğu fikrini tartışmaya açık hale getiren şeyler var tabii; Balkanlar’dan doğu asya’ya kadar uzanan coğrafyanın her yerinde, ismi ufak tefek değişiklikler gösterse, aroması farklılaşsa da hep karşımıza çıkması mesela. İçkinin yasaklandığı dönemler de dahil olmak üzere, Osmanlı’dan bu yana hep demlenilmiş olan İstanbul’un rakı sofralarıyla, Antakya’nın, Mersin’in, Adana’nın boğma rakısı yarışır. yeni icat çıkartmak isteyenler olsa da, berduştan çakırkeyfe, içki içen bu toprağın insanıdır.

Biranınsa hayatımızda bugünkü yerine alması 1980 sonrasında, özel üretime izin verilmesiyle oldu. Rakı sek mi içilmeli, sadece buzla mı tartışmalarının yapıldığı memleketimizde, meşrubat muamelesi gördü uzun yıllar; O kadar ki çay bahçelerinde bira satılır, içilirdi. Testosteronun, mesnetsiz hüznün, sebepsiz öfkenin ve nedense kahverenginin hakim olduğu birahanelerin hayatımıza girmesi de o yıllara denk gelir. Malum, ilk özel marka Efes Pilsen’di.

Bira diğer içkilerden biraz farklı, kolay taşınır, kadehe ihtiyaç göstermez, sek tüketilir. Bu özelliğiyle sahillerden konserlere, öğrenci evlerinden, plazma televizyonlarının karşısına kurulan kanepelere, şık ve loş barlara kadar her yere girdi. Başta rakı olmak üzere diğer içkilerin tüketimini düşürdü tabii. “beyaz”ın girmediği, biranın temel içki olduğu mekânları (örneğin yukarıda andığım kahverengi birahaneler) donatarak, sponsor olarak daha da yayıldı. O arada Efes, özellikle piyasanın tek hakimi olduğu yıllarda kim bilir ne kazanmıştır.

Derken akp iktidara geldi. kısa bir süre sonra içkideki tekel kaldırıldı, özel firmalar kurulmaya, içki üretmeye başladı, piyasa canlandı. O arada içki fiyatları özellikle vergilerle sürekli arttı. 2003 yılının başında gelen zamla (eski parayla) 1 milyon 450 bin olan 50 cl.’lik Efes Pilsen şişesi, bugün 7.5 lira. yani 15 yıl içinde beş kattan fazla artmış! 2003 yılında 400 bin olan ekmeğin fiyatıysa bugün 1.5 lira.

Ekmeğin biradan daha hayati olduğu konusunda sizinle hemfikirim ama zamlanma oranlarının arasındaki farkın politik bir tercihe işaret ettiği de ortada. Saat ondan sonra içki satışının yasaklanmasına girmiyorum bile. Bunun günlük hayatımıza, özellikle de bütçesi sınırlı olan emekçilerin hayatına yansıyan sonuçları var. Birahaneler, ucuz barlar bile bir yana, geceleri terk edilen çocuk parklarında, sahillerde, kayalıklarda ya da kendi evinde, birayla sarhoş olmak herkesin bütçesinin kaldıracağı bir şey değil artık. Eskiden her hafta sonu dışarı çıkan gelir grubunun bunu iki haftada bire indirmesi demek mesela bu fiyat artışı.

Peki, biraya parası yetmeyen, Türkçenin en tatlı terimlerinden biriyle, “güzelleşmek” olarak tanımladığımız halden vazgeçiyor mu? Çikolatalı pastasını evde yapar gibi meyve likörlerini kendileri yapanlar epeydir vardı ama rakı ve bira üretimi yeni. İçine anason esansı katılıp rakıya benzer bir şey elde etmek üzere kullanılan alkole tadını acılaştıran bir şey katmaya karar verdi hükümetimiz, malum. Evde bira yapmaksa bunların hepsinden farklı, belli bir yatırım gerektiriyor. Ve tasarruf kadar maharet ve merakla ilgili.

Ya bunlara da gücü yetmeyenler?

Basında çıkan haberlere ve emniyet raporlarına göre, bonzai, 2010’ların başında Türkiye’ye girmiş, kısa bir süre içinde piyasaya hakim olmuş, bugün madde kullananların neredeyse yarısı, çok düşük fiyatlarla temin edilebilen bonzai içiyor. Birkaç biraya gücü yetmeyen gençlerin parası bonzaiye yetiyor. kâr marjının ve hayati riskinin çok yüksek olduğu söyleniyor; Genç yaşta ölümle sonuçlanan kalp krizlerinin önemli bir kısmının bonzaiden kaynaklandığı iddia ediliyor.

İçlerini rahatlatan şeyler de var tabii. Otlara emdirilerek piyasaya sürülen kimyasallardan oluştuğu için bonzai ilk bakışta baharlı bir otu andırıyor. Ve Türkiye’de din, geçmişten bugüne uzanan ve şehirden şehre, mahalleden mahalleye dolaşan, taksi duraklarında çoğaltılıp duvar diplerinde can sıkıntılarını def etmeye çalışan genç adam topluluklarında, kabul günlerindeki sohbetlerde tüketilen hurafelerle öğreniliyor biraz da. Aramızda “ottur, günahı yoktur”u duymamış olan var mı?

İçkinin yasak olduğu, içki içerken yakalananların kırbaç cezasına çarptırıldığı İran’da, eroin bağımlığının dünyadaki en yüksek oranlara ulaştığını hatırlatayım. bir ara toplum mühendisliğinden çok söz edilir, Kemalistler, Kemalizm bu sebeple yerden yere vurulurdu. Ne oldu o konu, ucunu kaçırmışım. Konser, festival gibi etkinliklere sponsorluk hakkı elinden alınan, one love festival’de içki satması son dakikada engellenen Efes Pilsen itiraz edecek bula bula evde bira yapanları bulmuş. Hayır, Anadolu şirketler grubunun suçlarını saymayacağım, kapitalizm, kapitalist ne demek sizlere anlatacak değilim. Ama yani insan ister istemez Allah kapitalistin bile hayırlısını nasip etsin demiyor mu?

Ayşe Düzkan – Artı Gerçek

gunlukbakis

gunlukbakis

2017 Temmuzunun ikinci yarısında başladığımız yayın hayatımızda, giderek yükselen bir grafik çizme hedefindeyiz....

Ziyaretçilerimiz, yaptığı yorumlardan kendileri sorumludurlar.

%d blogcu bunu beğendi: