Celal Başlangıç: Seçim kazanan rakiplerden itinayla hesap sorulur!

23 Haziran’a birkaç gün kala Erdoğan’ın bütün derdi ‘İmamoğlu’nun önünü kesmek’. Bunun için her fırsatı değerlendirme amacında. Çaresizliğin siyasette zuhur etmiş hali bu olsa gerek.

Belli ki tezgâh baştan kurulmuş. Her halükârda kârlı çıkacakları bir düzenek geliştirmişler akıllarınca.

Bunun ilk şartı elbette kendilerinden olmayan, “AKP muhalifi” diye değerlendirilen bir moderatör bulmaktı.

Bu yüzden önce Uğur Dündar adı dolaştırıldı. Ancak Dündar bu tuzağa düşmedi.

Sonunda İsmail Küçükkaya’da karar kılındı.

İki partinin anlaştığı şartlar arasında, “düello” öncesi moderatörün adaylarla görüşmesi de var.

Ama adaylardan biri randevu veriyor, diğeri vermiyor.

Televizyonda Binali Yıldırım ile Ekrem İmamoğlu’nun karşılaşmasında ağır bir yenilgi aldılar. Zaten kaybetmekte oldukları seçimde daha büyük bir hezimetin kapısı açıldı.

Bu sefer baştan tezgâhladıkları kirli oyuna başvurdular.

Küçükkaya’nın İmamoğlu’yla buluştukları Taksim’deki otelin güvenlik kayıtlarını alıp “gizli buluşma” diye servis ettiler yandaş medyaya.

Bu süreçte, bütün yandaş medyanın tek bir “Gölge Genel Yayın Yönetmeni” olduğu ortaya çıktı; Erdoğan…

Daha yandaş gazeteler baskıya girmeden Erdoğan gazetecilerin de izlediği bir toplantıda yandaş gazetelerin manşetini açıklayıverdi:

“Yarın medyada çok daha önemli bir şey göreceksiniz. Bu televizyon programı öncesi moderatörle nerede, nasıl buluştular, bunu göreceksiniz.”

Dediği gibi de oldu, ertesi gün bütün yandaş gazeteler İmamoğlu-Küçükkaya buluşmasını görüntüleriyle yayınlandı.

Aslında bu görüntüleri konuyla ilgisi olmayan kişilere vermek suçtu ama seçim kazanmak için AKP her yolu mubah sayıyordu.

Haberlerin hepsi aynı mantıkla hazırlanmış, başlıklar aynı mantıkla atılmıştı: “Soruları çaldı”.

Yani Küçükkaya Taksim’in göbeğindeki otele “gizlice” gitmiş, onlarca gazetecinin otelde bulunduğu sırada yapılacak “münazara”nın sorularını “gizlice” vermişti.

İşin ilginci bu yalana Binali Yıldırım da dört elle sarıldı. Oysa soruların çalındığını iddia etmek direkt Binali Yıldırım’ın aklına hakaret etmekti.

Açık oturumda fizik, kimya, biyoloji, tarih, coğrafya soruları sorulmadı ki.

Ortak canlı yayında Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu’na yöneltilen soruların birkaçı içerik olarak şöyleydi:

“Biz bu seçime niye gidiyoruz?”, “Bu seçim neyin seçimi, İstanbul seçimi mi, manası ne?”, “AKP 25 yıldır İstanbul’u yönetiyor. Bu indirimleri daha önce neden yapmadınız?”, “Rakibiniz kazanırsa itiraz edecek misiniz?”, “Kent yoksulluğunu, işsizliği önlemek için ne yapacaksınız?”, “Mal varlığı beyanında bulunacak mısınız?”

İnsaf edin! Bu soruların neresi çalınacak? Bu soruların önceden adaylardan birine verilmesi nasıl bir avantaj sağlar?

Bu yalana yandaş gazetelerde yazan bazı köşe yazarları bile itiraz etti.

Ama ne pahasına olursa olsun seçimi kazanmayı kafasına koymuş, İstanbul’u kaybetmeyi bir ölüm kalım meselesine dönüştüren AKP’nin sözcülerinde 23 Haziran yaklaştıkça şiraze iyiden iyiye kaçıyor.

Örnek çok da sadece birini aktarmakla yetinelim. Bu sözleri söyleyen kişinin de bu ülkenin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu olduğunu unutmayalım:

“Bir televizyon programı yapılacak. İki aday çıkacak. Otele gidiyor moderatör. Otelde ilgili kişiyle görüşüyor. Aklımızla alay ediyorlar. Türkiye’de marjinal bir grup, İstanbul üzerinden Türkiye’ye operasyon çekiyor ve bizim de buna sessiz kalmamızı istiyorlar. Bu marjinal grubun ilişkileri, kirli ilişkiler. Gezi olaylarında, FETÖ var, bugün de FETÖ var. Gezi olaylarında Taksim Atatürk Anıtı’nın üzerinde PKK’nın bayrağı var. Bugün de var. Kandil’den Saraçhane’ye tünel açmak istiyorlar.”

Anket sonuçları AKP açısından kötü geliyor. Aradaki fark neredeyse iki haneli rakamlara çıkacak; Türkiye’deki enflasyon oranı gibi… Bu kez hareket alanları giderek daralıyor. Erdoğan bu kez atı alanın Üsküdar’ı geçemeyeceğini görüyor.

AKP adayı Binali Yıldırım ortak yayında beklenen “huruç harekâtını” yapamayınca, sarıldıkları “sorular çalındı” yalanına da pek itibar edilmeyince, seçime bir hafta kala Erdoğan “sahalara inme” kararı verdi. Çünkü Erdoğan olmasa Binali Yıldırım’ın İstanbul’da miting yapacak mecali yok.

23 Haziran’a birkaç gün kala Erdoğan’ın bütün derdi “İmamoğlu’nun önünü kesmek”. Bunun için her fırsatı değerlendirme amacında.

İmamoğlu’nun Karadeniz gezisinin finalinde “Ordu Valisine ‘it’ dedi” yalanını da Erdoğan “İmamoğlu’nun önünü kesmek” için bir fırsat sayıyor:

“İşi Ordu Valimiz yargıya götürmesi halinde ki götürecek, polislerimiz hakeza. Tabii bu konuda yargının vereceği kararı ben şu anda bilemem ama yargının vereceği karar bu işte (İmamoğlu’nun) önünü kesebilir.”

Tam da “şecaat arz ederken sirkatin söyleme” durumu.

Bu sözleri söyleten psikoloji bile bir anlamda İmamoğlu’nun İstanbul seçimini kazanacağını şimdiden kabullenmesinden kaynaklanıyor.

Erdoğan “seçimden sonra hesaplaşma” yöntemini 31 Mart seçimlerinden önce de Ankara Büyükşehir adayı Mansur Yavaş için kullanmıştı.

Yavaşla ilgili “sahte senet” iddialarını köpürtüp “Yavaş’ın önünü kesme” yönteminin tutmadığını görünce de “Bu seçime böyle girebilse dahi seçimden sonra bunlar milletin önüne gelecek, milletin önüne geldiği zaman burada çok ciddi bir bedeli kendisi ödeyeceği gibi Ankaralı hemşehrilerimize de ödetme durumuna düşürür” demişti.

Şimdi aynı söylemi, aynı yöntemi İmamoğlu için kullanıyor Erdoğan. Bu durum çaresizliğin siyaset sahnesine en somut yansımalarından biri…

Tam da durum şu; seçim kazanan rakiplerden itinayla hesap sorulur!

gunlukbakis

gunlukbakis

2017 Temmuzunun ikinci yarısında başladığımız yayın hayatımızda, giderek yükselen bir grafik çizme hedefindeyiz....

Ziyaretçilerimiz, yaptığı yorumlardan kendileri sorumludurlar.

%d blogcu bunu beğendi: