ÇHD ve HHB’li avukatların yargılandığı duruşmada 2’nci gün

ÇHD ve HHB avukatlarının yargılandığı duruşma, 2’nci gününde Bakırköy Adliyesi’nde sürüyor

Çağdaş Hukukçular Derneği ve Halkın Hukuk Bürosu avukatlarının yargılandığı davada 17’si tutuklu bulunan 20 avukat, hakim karşısına çıkıyor. 10 Eylül günü başlayan ve ilk gününde avukatların “sanık” sıfatıyla ifadelerinin alınmasına başlanan duruşma, 14 Eylül gününe kadar sürecek.

Saat 14.43 | Duruşma Aytaç Ünsal’ın savunmasıyla yeniden başladı

Saat 13.35 |Yaprak Türkmen’in savunmasının ardından duruşmaya öğle arası için 1 saat ara verildi

Saat 12.15 | Tutuklu avukat Behiç Aşçı’nın savunmasının ardından avukat Yaprak Türkmen’in savunmasına geçildi. Yaprak Türkmen savunma yapıyor:

“12 Eylül tarihinde arkadaşlarımız gözaltına alınırken ben de yanlarındaydım. Fakat 3 ay sonra soruşturma evrakında hiç adım geçmemesine rağmen gözaltına alındım. Peki biz ne yaptık da 12 Eylül’de gözaltına alınmadık da iki üç ay sonra Selçuk Abi ve ben tutuklandık. Bizler insanları avukatsız bırakmamaya devam ettik. Uyuşturucu satılmasına izin verilmeyen mahallelere saldırılar oldu. 18 yaşında 74 yaşına kadar onlar insan gözaltına alındılar, günlerce gözaltında kaldılar işkence gördüler. Biz onları avukatsız bırakmadık. Savcılık nezdinde hakkı hukuku aramak örgüt tavrı; müvekkilleri korumak militanlık oldu. Avukatların tutuklanmalarının ardından 110 avukat hakkında kısıtlanma kararı verildi. Buna rağmen halk avukatsız kalmadı. Halkın avukatlığı her ne olursa olsun bitmeyecektir.”

“Biz acılarla yoğrulan dünya halklarının avukatıyız. Dini, dili, ırkı fark etmeksizin halkların avukatıyız. Bizler birbirimiz için yaşarız. Bizi kötü günlerde bir arada tutan halkımızın imece kültürüdür.”

Saat 12.10 | Behiç Aşçı savunmasına devam ediyor:

“Neden suçlu değiliz? Son 16 yılda Türkiye’de uyuşturucu tüketiminin yüzde 800 artmasına biz neden olmadık. Ülkemizde tarımı, hayvancılığı biz yok etmedik. İşsizliği yüzde 30’lara biz çıkarmadık. ‘6 yaşındaki kızlarla evlenilebilir’ diyen biz değiliz. Biz bu anlayışa karşı mücadele ediyoruz. Eğitimi özelleştiren biz değiliz. Soma’da emeğin karşılığını canıyla ödeyenleri biz öldürmedik. Taybet Ana’nın cenazesini bir hafta sokakta biz bekletmedik. Anne karnında bebekleri biz öldürmedik.”

“İnsanlar kötü değil, insanları yozlaştıran içinde bulundukları maddi koşullar. Biz, tam da buna karşı mücadele ettiğimiz için şu an buradayız. Biz hapishanelerle ilişkimizi hiç kesmeyeceğiz ve müvekkillerimizi hep göreceğiz. Şimdi içerideyiz, içeride de avukatlığa devam ediyoruz.”

Saat 11.30 | Avukat Behiç Aşçı’nın savunmasına başlandı. Aşçı, şunları kaydetti:

“Tanıklar bizlerin hapishaneye gittiğimizi söylemişler. Avukat hapishaneye gider, bundan daha doğal bir şey yoktur. Bir suç varsa, müvekkili hapishanede olduğu halde hapishaneye gitmemek suçtur. İddia makamı bizlerin hapishanede kimlerle görüştüğümüzü bir utanç belgesi olarak iddianameye koymuş. Bu mu örgütsel faaliyet? Bu tesadüf değil.”

“Hapishaneler niye önemli? Tarihinden dolayı önemli. Hapishane burjuvazi ile birlikte ortaya çıkıyor; ilk hapishane Londra’da kurulmuş; ilk tecrit hapishanesi de Amerika’da kurulmuş. Burjuvazi, hapishaneyi bir suçun bedelinin ödetilmesi olarak kurmamış. İnsanları ıslah etme aracı olarak kurmuş.”

“Hapishanenin amacı ‘ıslah’, ‘iyileştirme’ olunca bu noktada en etkili araç tecrit. Bu konuda emperyalizmin hakkını yemeyelim. Tecriti çok ciddiye almışlar ve buna olağanüstü para harcamışlar. Hitler Almanya’sı da buna çok katkıda bulunmuş.”

“Almanya’nın işlediği suç bununla kalmamış, 3 milyon mark harcayarak bir tecrit deneyi yapmışlar. Deneye 20 kişi katılmış kulakları gözleri kapatılmış. Hiç kimsenin olmadığı bir yere kapatılmışlar. ‘Ne kadar uzun süre kalırsanız size o kadar para vereceğiz’ demişler. 20 denekten 14’ü iki gün dayanamamış. Ölüm korkusu, boğulma hissi ve depresyon geçirdikleri için deneyi terk etmişler.”

“Türkiye’nin hapishane tarihi de Almanya, Avrupa, Amerika’da olduğundan farklı değildi. Almanya’da beş tane devrimci tek kişilik hücrede kaldıkları halde öldürüldüler ama ‘İntihar etti’ dediler. Avukatlarını, ailelerini göremeyen devrimciler içeriye silah sokup kendilerini öldürmüşler. Buna benzer bir tarihi Türkiye’de de yaşadık. Türkiye’nin hapishane tarihi, katliamlar tarihidir. Bu, 12 Eylül’le başlamıştır. 105 sayfalık savunmamın 25 sayfasında Metris’teki bir işkence seansı anlatılıyor.”

“12 Eylül’ün karakteristik özelliği yalnızca işkence değil, bir de tek tip elbise. Tutuklular bunu kabul etmedi, tek tip elbise tek tip insan ve toplum yaratmanın amacıdır. Kimseye tek tip elbise giydiremezsiniz. Tek tip elbiseye karşı insanlar hayatlarını ortaya koymak zorunda kaldılar, ölüm orucu başlatıldı, 4 kişi yaşamını yitirdi ve idare bu uygulamadan vazgeçti. Madem tek tip elbise bu kadar haklı ve meşruydu neden dört kişinin ölümünden sonra bundan vazgeçildi? Bunu artık hiç kimse savunamaz.”

“Türkiye’nin hapishane tarihinin son aşaması F Tipleri… F Tiplerini öven Tuncay Özkan, bunu yazdıktan bir yıl sonra tutuklandığında ‘Ben öldüm, bittim’ diyordu. Tabii ki orada yatamaz, çünkü F Tipleri 5 yıldızlı lüks otel değil. F Tipleri, Avrupa Birliği’in özel desteği ve isteği ile yapılmıştır. F Tipleri’nin yapımı çok pahalı olduğu için bu hapishaneler AB fonlarıyla yapıldı. Sincan F Tipi hapishanesi müdürü, “Tüm plan ve programını onlar hazırladı. yalnızca genel mimari yapı değil musluklardan pencerelere kadar onlar yaptılar” demişti. Ben 19 Aralık öncesi yapılan son görüşmeye katıldım. İki gün sonra ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ yapıldı. 6 kadının cenazesini ben teslim aldım, bana iki tane siyah top teslim ettiler. 19 Aralık operasyonunda hayatını kaybedenlerin ailelerinin, her nasılsa sağ kalabilenlerin de kendilerinin avukatlığını yaptım. Adalet Bakanı, 28 kişinin ölümünü “başarı” olarak duyurdu.”

“Bu tarih bizim için bir öğretmendir ve biz bu öğretmenin verdiği dersi hiç unutmayacağız. 19 Aralık’ta müvekillerimizin üzerine beyaz fosfor atılmış. İsrail, Filistin’de kullanmış bunu. Giysileriniz yanmıyor ama deriniz yanıyor.”

“Ben avukatlığı yalnızca duruşma salonuna girmek ya da dava dosyaları arasında tartışmak olarak görmedim. Avukatlık, yaşamın kendisidir.”

“Biz tek tip elbiseyi giymeyeceğiz. Bunun karşılığı ölüm mü olacak? Öleceğiz. Bize zorla giydirebilirler, böyle fiziki güce sahipler ama bizi o elbisenin içinde tutamazlar. O elbiseleri parçalar, paçavra olarak geri teslim ederiz.”

Behiç Aşçı, bir tiyatro oyunu üzerinden tecritin etkilerini anlatıyor.

Saat 11.15 | Tutuklu avukatlar duruşma salonuna getirildi. Duruşma birazdan başlayacak.

Bakırköy Adliyesi’nde görülen duruşmanın ilk gününde, ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozaçağlı ve Ahmet Mandacı’nın ifadeleri alındı. Tutuksuz yargılanan avukat Ezgi Çakır’ın, tutuklu meslektaşlarına selam vermesini engellemek isteyen jandarma ile Çakır arasında tartışma çıktı. Tartışmaya tepki gösteren tutuklu avukatlara jandarma saldırdı. Jandarmanın saldırısı sırasında bir avukatın gözlüğü kırılırken, ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’ya kelepçe takıldı.

Avukatlara dava günü de işkence!

Selçuk Kozağaçlı ifadesinde, “Az önce buradan çıkardığınız polislerin ikisi beni yere yatırıp parmak izimi almak için dövdü. Üzerimde nüfus cüzdanım, avukatlık kimliğim var. Sizce parmak izimin tekrar alınmasına gerek var mı? Bu çocuklara beni tekrar dövdürtmenize gerek var mı? Ama dövdürttünüz. Tabii ‘Bize geldiğinde dövülmüştü’ diyeceksiniz. Avukatın hakikati insan onuruna uygun olan hakikattir. Sizin tahliye ettiğiniz cinayet zanlıları tahliye edilince endişeleniyor musunuz? Bizim neye bakmamızı istiyorsunuz? Avukatlık mesleğini ortadan kaldırmaya çalışıyorsunuz” ifadelerine yer vererek tutuklu avukatlara yönelik işkencenin sürdüğünü vurguladı.

Ahmet Mandacı ise, “Bize gözaltında ‘Ölürüm Türkiyem’ şarkısını dinleyerek işkence yapmaya çalıştılar. Hes’lere karşı mücadele ederken gaz yiyen biziz. Bize ‘Irmağının akışına ölürüm Türkiyem’ şarkısı ile işkence yapamazsınız. Emperyalizme karşı kim mücadele ediyorsa vatansever odur. Asıl vatansever biziz!” açıklamalarında bulundu.

Halkın avukatlarının yargılandığı dava, 2’nci gününde Bakırköy Adliyesi’nde sürecek.

Yolculuk

 

gunlukbakis

gunlukbakis

2017 Temmuzunun ikinci yarısında başladığımız yayın hayatımızda, giderek yükselen bir grafik çizme hedefindeyiz....

Ziyaretçilerimiz, yaptığı yorumlardan kendileri sorumludurlar.

%d blogcu bunu beğendi: