Denge ve Denetleme Ağı: Makul gerekçeden yoksun ve orantısız tutukluluklar, yargıya güveni azaltıyor

Denge ve Denetleme Ağı (DDA), ceza yargılamalarındaki makul gerekçeden yoksun ve orantısız tutuklulukların yargıya güveni azalttığını ve uzun vadeli sorunlara kapıyı araladığını belirtti. Denge denetleme sistemi içinde öncelikli olarak yargı alanında reform yapılması gerektiğini kaydeden Denge ve Denetleme Ağı, tutukluluğun cezaya dönüşmemesi için somut öneri paketi sundu. Yargı bağımsızlığını koruma altına almaya dönük, gerekli anayasal ve yasal değişiklik önerilerini de içeren, acil ve kapsamlı bir yargı bağımsızlığı reformun derhal gündeme gelmesi gerektiğine dikkat çekildi.

“Makul gerekçeden yoksun ve orantısız tutukluluklar, yargıya güveni zedeliyor”

T24 habere göre; DDA’nın hazırlık sürecinde kapsamlı bir literatür çalışması yaptığı  “Gerekçesiz & Orantısız Tutukluluk | Neden Yaşanıyor, Nasıl Aşılır?” politika metni  yargı reform grubu  kılavuzluğunda, DDA Sekretaryanın ilgili birimi tarafından, farklı görüşlerden uzmanlara ve ilgili alan çalışanlarına danışılarak kaleme alındı.  Metinde, tutuklama gerekçelerindeki yetersizlik ile tutukluluk sürelerinin uzunluğuna yol açan nedenler arasından, denge denetleme bakış açısı ile öncelikli görülenlere dikkat çekildi.  Bu nedenlerin hem de yarattığı sonuçların ortadan kaldırılması için somut önerilerde bulunuldu.  “Makul gerekçeden yoksun ve orantısız tutukluluklar, yargıya güveni zedeliyor” denilen çalışmada şu değerlendirmeler yer aldı:

Tutukluluk, bir cezalandırma aracı değil, bir koruma tedbiridir. Ulusal yargı hükümleri ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere göre, ortada bir mecburiyet, kaçma ya da delil karartma şüphesi olmadığı sürece esas olan, kişinin özgürlüğünden mahrum edilemeyeceğidir. Ülkemizde son yıllarda şahitlik ettiğimiz ceza yargılamalarındaki makul gerekçeden yoksun ve orantısız tutukluluklar, yargıya duyulan güveni azaltıyor ve uzun vadeli sorunlara kapı aralıyor. Meclis, yürütme organı ve yargı, konuya ilişkin ciddi bir reforma ihtiyaç duyuyor.”

Tutukluluğun cezaya dönüşmemesi için somut öneriler:

“Ceza yargılamalarında tutuklama gerekçelerinin yetersizliğiyle tutukluluk sürelerinin uzunluğu, yargıya güveni azaltmakta ve uzun vadeli sorunlara kapı aralamaktadır. Meclis, yürütme organı ve yargının bizzat kendisinin, konuya ilişkin ciddi bir reform gündemine ihtiyacı vardır.

Uzun tutukluluk süreleri sorununun, esas olarak yargı üzerindeki ağır iş yükü ve süreçlerin verimsizliği ile yargı bağımsızlığı gibi iki ayrı nedenden kaynaklandığı görülmektedir. Bu nedenle DDA’nın konuyla ilgili önerileri de iki gruba ayrılmaktadır:

a) Soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin iyileştirilmesi

• Hakim ve savcıların bilgi ve birikimlerinin artırılması: Hakim ve savcılar için anayasa yargısı ve uluslararası insan hakları hukukuna ilişkin içtihadın öğrenilmesinin zorunlu kılınması sağlanmalıdır. Eğitimler, mesleki ilkeler ve etik merkezli olmalı; yalnızca meslek öncesi aşamada değil, meslek yaşamı boyunca verilecek meslek içi eğitimlerle de yargı mensuplarının bilgi ve birikimlerinin artırılması sağlanmalıdır.

• Hakim ve savcıların haksız tutukluluk sürelerinin yarattığı kaybın sorumluluğunu paylaşmalarının sağlanması: Anayasanın 40. maddesi, bu uygulamayı mümkün kılacak açık bir hüküm içermektedir. Buna göre, kişinin makul bir gerekçe olmaksızın tutukluluğu ya da uzun tutukluluk süresinin ardından beraati sonucunda bir tazminat hakkı bulunmaktadır.

Yetkinin hukuka aykırı olarak kullanılması sonucu oluşan kamu zararının, hakim ve savcılarca paylaşılabilecek olması, caydırıcı bir etki yaratabilir. Yine, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun hakimler hakkında verdiği sicil puanlarında, ilgili hakimce verilen tutuklama kararının hak ihlali oluşturup oluşturmadığının AYM ya da AİHM tarafından saptanmış olmasının dikkate alınması da benzer bir etki yaratacaktır.

Ancak bu uygulamaların başarısı, yargı bağımsızlığının tahkimi koşuluna bağlıdır. Aksi halde adil yargılamanın tüm yükü, hakim ve savcıların üzerine bindirilecek ve mesleği hakkıyla yerine getirmenin koşulları ortadan kalkacaktır.

b) Yargı bağımsızlığının tahkimi odaklı yargı reformu

• Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesiyle sonuçlanan anayasa değişikliğinin, Türkiye’de evvelden beri tartışma konusu olan yargı bağımsızlığı ile hakim ve savcıların hukuk normlarını kanunlar, hukukun temel ilkeleri, kişi hak ve özgürlükleri ile hür iradelerine göre yorumlamalarının önündeki kurumsal engelleri artırdığına dair genel bir kabul söz konusudur. Seçimler öncesi Parlamentoda temsil edilen tüm siyasi partiler ve cumhurbaşkanı adayları, yargı bağımsızlığına dair sözler vermişlerdir.

Bu nedenle yargı bağımsızlığını koruma altına almaya dönük, gerekli anayasal ve yasal değişiklik önerilerini de içeren, acil ve kapsamlı bir yargı bağımsızlığı reformu derhal gündeme gelmelidir.

Anayasa ve taraf olunan sözleşmeler ne diyor?

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Madde 19: Kişi hürriyeti ve güvenliği Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesi veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla tutuklanabilir. (…) Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. (…) Bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, devletçe ödenir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Madde 5: Özgürlük ve güvenlik hakkı

1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.

2. Yakalanan her kişiye, yakalanma nedenlerinin ve kendisine yöneltilen her türlü suçlamanın en kısa sürede ve anladığı bir dilde bildirilmesi zorunludur.

3. (…) yakalanan veya tutulan herkesin derhal bir yargıç veya yasayla adli görev yapmaya yetkili kılınmış sair bir kamu görevlisinin önüne çıkarılması zorunlu olup, bu kişi makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir.

4. Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.

5. Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir.

BM Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi,

Madde 9: Özgürlük ve güvenlik hakkı

Hiç kimse keyfi olarak gözaltına alınamaz veya tutulamaz. Hiç kimse hukukun öngördüğü sebepler ve usuller dışında özgürlüğünden yoksun bırakılamaz. (…) Cezai bir fiilden ötürü gözaltına alınan veya tutulan bir kimse derhal bir yargıç veya hukuken yargılama yetkisine sahip diğer bir görevli önüne çıkarılır ve bu kimse makul bir sürede yargılanma veya salıverilme hakkına sahiptir. Yargılanan bir kimsenin tutuklanması genel bir kural olamaz; yargılamanın her aşamasında tutuklunun salıverilmesine karar verilebilir; salıverilme bu kimsenin duruşmaya gelmesini sağlamak ve mahkum edilmesi halinde hükmün infazını temin etmek için teminata başlanabilir.

gunlukbakis

gunlukbakis

2017 Temmuzunun ikinci yarısında başladığımız yayın hayatımızda, giderek yükselen bir grafik çizme hedefindeyiz....

Ziyaretçilerimiz, yaptığı yorumlardan kendileri sorumludurlar.

%d blogcu bunu beğendi: