“DİK DUR EĞİLME DEVRİMCİLER SENİNLE”

“DİK DUR EĞİLME DEVRİMCİLER SENİNLE”

Turhan FEYİZOĞLU

Bilim adamları insanın ilk önce sürünerek daha sonrada süreç içinde ayağa kalkıp yürüyerek hareket ettiğini söyler. Bütün canlılar, yaşamın getirdiği zorunluluk nedeniyle hareket halindedir şu ya da bu biçimde. Toplumsal yaşamın ilk döneminde insanlar daha iyi yaşam koşullarının olduğu yerlere göç etmiştir. Günümüzde de milyonlarca insan dünyanın dört bir tarafında göç halindedir.

Şair-yazar Enver Gökçe anlatıyor: “1920 yılında doğmuşum. Ankara'ya gelişimiz çok soğuk, hemen hemen kışın yeni başladığı zamana rastlar. O zaman dokuz yaşındaydım. Yağmurlu bir günde köyden ayrıldık. Arapkir'e oradan da Hekimhan, Kangal yoluyla Sivas'a kadar kara yoluyla ve kış vaktinde yolculuğumuzu sürdürdük. Ulaşım yolları iyi değildi. Hatta o koşullarla zor ilerliyorduk. Ve hayvanlarla geliyorduk. Hanlarda yata yata. O zaman uzun bir yolculuktan sonra, on bir günde Ankara'ya gelebildik. Ankara yeni kurulabilen on beş bin nüfuslu küçük bir kasaba görünümündeydi. Şehir bugünkü Ulus ve Ulus'taki heykel çevresinde ve Samanpazarı denen yer etrafında, Ankara Kalesi'nin çevresinde toplanıyordu. Bundan böyle burada yaşayacaktık.”

Yürümek, hareket etmek canlının en zorunlu hallerinden biridir. Nereden bakarsanız bakın Yürümek eylemdir, yol arkadaşlığı, beraberlik demektir. Beraberlikse cesaret ve umut verir. Umut ve cesarette başarıya ulaştırır.

Bu konuda binlerce atasözü ve deyim vardır. Bunlardan birkaç tanesi şöyledir:

 “Bir yola baş koymak, izinden yürümek, iki ayak üzerinde durmak, ayaklarını yere sağlam basmak, ileriye doğru yürümek, yatanın yürüyene borcu vardır, geriye doğru yürümek, yerinde saymak, yarı yolda bırakmak, tanrı kimseyi elden ayaktan düşürüp kimseye muhtaç etmesin, ayakta ölmek, lafla peynir gemisi yürümez, erken kalkan yol alır, yol yürümekle borç ödemekle tükenir, yollar yürümekle aşınmaz, yol almak, yol ayrımına gelmek.”

Yakın tarihimizde gündemi sarsan önemli yürüyüşlerden bazılarını anımsatayım.

1946'da Ankara'da kurulan Türkiye Gençler Derneği (TGD), üyeleri Ankara ve köylerinde ücretsiz sağlık muayenesi yapıyor, yaz aylarında köylerde gönüllü olarak çalışıyor ürün topluyor, hasat yapıyor köylüye yardımcı oluyordu. Derneğin genel başkanlığını Nezihe Aras sekreterliğini  Şevki Akşit yapıyordu. Her ikisi de DTCF’de öğretim üyesi Doç. Dr. Behice Boran’ın öğrencileriydir. Dernek, Ant  Gençlik dergisini yayınlıyordu. 10 sayı çıkan dergide Behice Boran’ın anti -faşist yazıları yer alırdı. Dernek her türlü anti-faşist ve demokratik fikirli genci bir araya getiriyordu.

TGD, 14 Temmuz 1947 günü Ankara'dan on kişilik bir toplulukla tören düzenleyerek İstanbul'a yürüyüşe başladı.  Yürüyüşte Şevki Akşit, Enver Gökçe, İhsan Hasırcı’da vardı. Yol boyunca hiçbir taşıta binmeden bu yaya yürüyüş gerçekleştirildi. Yürüyüşün amacı derneğin adını, varlığını kamu oyuna bildirmek, amaçlarını açıklamaktı. Yürüyüş, derneğin adının duyurulmasına büyük katkı sağladı. İstanbul'da en büyük gazetelerde haberler, söyleşiler yayımlandı. Derneğe sempati duyan Varlık dergisi yöneticileri de ziyaret edildi.

Enver Gökçe, bu yürüyüş konusunda şunları söylemiştir: “O zaman dernek, içlerinde ben de olmak üzere, sekiz - on üyesi İstanbul Ankara arasında yürüyüş tertip etmişti. Bu Ankara İstanbul yolculuğu beş altı gün sürdü ve tamamlandı. Devrimci hocalarımızdan, Pertev Naili Boratav, Behice Boran, Niyazi Berkes ve karısı Mediha Berkes'le aramız gayet iyiydi.”

Behice Boran, Şevki Akşit, Enver Gökçe, 1940-50’lili yıllarda yüzlerce kişiyle birlikte TKP davasından dolayı tutuklandı.

28 Şubat 1947’de doğan Deniz Gezmiş, bu yürüyüş başladığı dönemde 6 aylık bebekti ve emekliyordu. Deniz daha sonra bu yürüyüşe katılan çevrelerle 1960’lı yıllarda birlikte olacak ve uzun yürüyüşe devam edeceklerdi. 

Deniz Gezmiş, 1965'te Türkiye İşçi Partisi (TİP)'nin Üsküdar ilçesine üye oldu. 27 Temmuz 1966'da Çorum'dan İstanbul'a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik işçilerinin İstanbul-Taksim Anıtı'na çelenk koymaları sırasında işçileri destekleyen ve Türk-İş yöneticilerini protesto eden gösteri sırasında Deniz, 31 Ağustos 1966’da gözaltına alındı.

26 Temmuz 1967 Fatsa-Beyceler köylüleri “yol yapılması” için, 11 Eylül 1967’de de Fatsa’da “Yoksulluğa Hayır” yürüyüşleri yapıldı. 1 Kasım -10 Kasım 1968 günlerinde TMGT (Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı), AÜTB, ODTÜÖB ve DÖB'ün başlattığı Samsun'dan Ankara'ya “Gerici iktidarı Mustafa Kemal Atatürk’e Şikayet Yürüyüşü” düzenlendi. Ankara’da 7 Mayıs 1969’da “Dinci faşizme hayır”, 1 Haziran 1970’te “Anayasaya Sahip Çıkma ve Saygı” adı altında yüzbinlerce vatandaşın katıldığı yürüyüşler yapıldı. 15-16 Haziran 1970’te yüz binlerce işçi ve her kesimden meslek sahibi, tek tip sendikal yasaya hayır diyerek yürüyüş ve eylem yaptı. ANAP döneminde, 4 Ocak 1991’de, 36 gündür grevde olan binlerce maden işçisi Zonguldak'tan Ankara'ya yürüyüşe geçti. 5 Ocak’ta Maden işçilerinin yürüyüşü, Mengen'e doğru devam ederken, Başbakan Yıldırım Akbulut Maden-İş Sendikası Başkanı Şemsi Denizer'le görüştü.  Ankara'ya yürüyen maden işçileri, jandarma ve çevik kuvvetin kurduğu barikatla 6 Ocak’ta durduruldu.  8 Ocak 1991 - Hükümetle anlaşan maden işçileri eylemlerine son vererek Zonguldak'a döndüler.

Yine yakın dönemde milyonların ortak bileşeni olan 27 Mayıs 2013 “Gezi”, 16 Nisan 2017 “Hayır” referandumu, 15 Haziran 2017 “Adalet” Yürüyüşü oldu. 31 Mayıs 2013’te Taksim Gezi Parkı’nda ağaçların sökülmesine karşı çıkan bir avuç gencin başlattığı eylem bir anda Türkiye’ nin 80 il, ilçe hatta köylerde milyonlarca vatandaşın hak arama, adalet, özgürlük istekleri eylemlerine dönüştü. Eylem ve gösteriler aylarca aralıksız sürdü. Gezi eylemleri hem Türkiye’de hem dünyada büyük yankı yaptı. Gezi eylemlerinde:  12 vatandaş öldü, on binin üzerinde vatandaş yaralandı, binlerce kişi gözaltına alındı, bazıları tutuklandı.

Gezi eylemlerine katılan bazı örgütler: Taksim Dayanışma Platformu, CHP, BDP, HEPAR, TKP, EMEP, BTP, Yeşiller, SODAP, ÖDP, SDP, LDP, Halkevleri, Öğrenci Kolektifleri, Komünistler, Milliyetçiler, Atatürkçüler, Ulusalcılar, ve bazı Ülkücüler, Devrimci Müslümanlar, Antikapitalist Müslümanlar, Anarşistler, Korsanlar (Türkiye Korsan Partisi Hareketi,  Liberaller (3H Hareketi), Liberteryenler, Feministler, Çevreciler, Kozmopolitanlar, LGBT, Bazı sendika ve meslek odaları (DİSK ve KESK), TMMOB, TTB. Bazı taraftar grupları (Çarşı, Fenerbahçeliler, Galatasaraylılar, Devrimci Güçlüler, Alkaralar, Karşıyakalılar, Göztepeliler ve diğer taraftarlar). Online aktivistler (Redhack, Anonymous), Ekşi, İnci ve Uludağ Sözlük). Ankara Kuğulu İnsiyatifi. İzmir ve diğer bir çok il ve ilçelerde Gezi Parkı Direniş ve Dayanışma İnisiyatifi.

16 Nisan 2017’de yapılan Anayasa referandumunda “tek adam düzenine hayır” diyen toplumun değişik kesimleri oy kullandı ve yaklaşık olarak hayır oyu % 50 çıktı resmi açıklamaya göre. 15 Haziran 2017’de Ankara Güvenpark’ta Adalet Yürüyüşü’nü başlatan Deniz Gezmiş gibi 68 kuşağının devrimcilerinden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ ydu.

Adalet yürüyüşü Ankara’dan başlayıp her gün hiç araca binmeden tamamiyle yürüyerek 25 gün sürdü ve İstanbul-Maltepe’de 9 Temmuz 2017’de yaklaşık 4 milyon kişinin katılımıyla yapılan gösteriyle amacına bir anlamda ulaştı. Özellikle bu üç tepki-eylemle, üç belediye başkanının seçilmesinin bazı ortak noktaları vardır. Atalarımız 600-700 yıl kadar önce Kafkaslardan göç ederek Karadeniz bölgesinin değişik bölgelerine yerleşmişler. Üç kuşak öncesi atalarımdan bir kısmı Rize’nin Hemşin’nde yaşamlarını sürdürmeye başlamışlar. Çamlıhemşin Belediye Başkanı İdris Lütfü Melek’le şahsen tanışırız. İyi, çalışkan, dürüst, yiğit bir arkadaştır. Fatsa Belediye Başkanı “Terzi” Fikri Sönmez ile ağabeyim emekli felsefe öğretmeni Ali Ednan Feyizoğlu 1980 sonrası Amasya Cezaevi’nde tutukluydular. Cezaevinden tanışıklıkları vardır.

“Ben ne yaptıysam halkım için, halkımla birlikte yaptım”, diyen Fikri Sönmez, “bağımsız” belediye başkan adayı oldu ve 14 Ekim 1979'da seçimi kazandı. Fikri Sönmez: 3096, CHP adayı Zeki Muslu: 1133, AP adayı Rıza Özmaden: 859 oy aldılar.

Fikri Sönmez, belediye başkanı seçildikten sonra Fatsa'yı özelliklerine göre 11 bölgeye ayırarak halk komitelerini oluşturdu. Terzi Fikri'nin iddialı ve kendinden emin duruşu, halkın onu desteklemesinde en büyük etkenlerden biriydi. Bu sırada iki ayda bir yapılan halk toplantıları ile de halkın belediye yönetimine katkıda bulunmasına çalıştı. Bu komitelerin üyeleri bu toplantılarda belediye çalışmalarını denetler, gerekirse komite üyelerini görevlerinden alırlardı.

Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, “Fatsa'da Fikri Sönmez'in yapmaya çalıştıklarını devam ettireceğiz” diyerek belediyede nasıl bir yönetim oluşturacaklarını şöyle açıklıyor: “Demokratik Haklar Federasyonu ile TKP'nin oluşturduğu ittifak, Ovacık Halk Dayanışması var. Halk Dayanışması'na farklı görüşteki arkadaşlarımız da katıldı. En önemli iddiamız halkın kendini yönetmesi. Devrimci halk meclisleri, mahalle komiteleri, gençlik komisyonları ve kadın komisyonlarından oluşacak. Belediye başkanı burada bir koordinatör ya da bir memur olacak. Halk meclislerinde, muhtarlar , toplumun ileri gelenleri, dileyen kamu kuruluşları, partiler, dernekler vs yer alacak. 20-30 kişi arasında bir meclis oluşturulacak. Bunu ilk 6-7 ayda hayata geçirmemiz gerekiyor. Çünkü 3 yıl içinde bu sistem tam kurumsallaşmazsa halkın oyunu geri çekerek bizi belediye başkanlığından alma hakkına sahip olduğuna dair söz verdik.”

Siyaset ve toplum bilim açısından İdris Lütfü Melek’in açıklamaları önemlidir.

Melek, Belediye Başkanlığını nasıl kazandığı şöyle açıklıyor:

“Rize Çamlıhemşin’deki bu çalışmanın aşağı yukarı dört yıllık bir geçmişi var. 2004 seçimlerinin hemen sonrasında Çamlıhemşin için çok da bir şey yapılamayacağı ortaya çıkmıştı, ilk altı ayda. Ve insanlarda bir arayış vardı, bir beş yılın daha kaybedildiği duygusu vardı. Tabii siyasi bir takım sıkıntılar da vardı. Diyebilirim ki, ta o zamandan bir beş yıl kaybettik, şimdi ne yapabiliriz arayışı vardı. Ama tabii bununla birlikte, artık Çamlıhemşin için bir şey yapılamaz, umutsuzluğu da vardı. İşte biz o dönemde devreye girdik. İstersek mutlaka bir şeyler yapabiliriz diye düşünüyorduk. Düğünlerde, cenazelerde, yemeklerde... her türlü ortamda, her Çamlıhemşinli gibi biz de bunu tartışıyorduk. Sonra bu tartışmalar yayılmaya başladı. İzmir’deki Çamlıhemşinliler olarak da biraz daha fazla yaptık bu tartışmayı. Ankara’daki arkadaşlar da, bize tartıştığınız, konuştuğunuz, bize de gönderin dedi. Onlar da bu yazılı metin üzerinden düşüncelerini bizlerle paylaşmak istediler. İzmir’deki 5-6 arkadaş olarak ne yapılabilirin halini kâğıda döktük ve bunu, sadece Ankara’daki arkadaşlara değil, ülke genelinde ve ağırlıklı olarak tabii Çamlıhemşin’de yaşayan arkadaşlarımıza gönderdik. Yani biz 100 kişiye mektup göndererek, şöyle bir şey yapılabilir, bir yol haritası çıkarılabilir, bu konuda istekli olan, elini taşın altına sokmak isteyen tüm Çamlıhemşin sevdalılarıyla birlikte böyle bir çalışmaya varsanız, biz de varız dedik. Mektuba çok olumlu tepkiler geldi ve bunun üzerine 2006’nın Ağustos’unda ilk toplantımızı yaptık ama o zamana kadar da daha küçük ölçekte bir dizi toplantı, görüşme yapmıştık.

2006 Ağustos’unda yaklaşık 30-40 kişiyle bir toplantı yaptık. Ve o toplantılar yılda iki kere olmak üzere, seçime kadar devam etti. 100 kişiye gönderdiğimiz mektupta 10 maddelik bir yol haritası önermiştik, diyebilirim ki o günden bugüne önerdiğimiz o yol haritası hiç sekmeden, sıralamasında bile değişiklik olmadan uygulandı. Bunu yaparken tabii, partiler üstü bir yaklaşım içinde olduk. Yani çok farklı siyasi partilerin üyelerinin de içinde olduğu bir çalışmaydı ama hiç kimse parti kimliğini öne çıkarmadı. Bizim ortaklaştığımız bir tek şey vardı, Çamlıhemşinli olmak ve bir tek kriterimiz vardı, Çamlıhemşin’i sevmek ve onun geleceği için kaygı duymak. Muhtarların da içinde olduğu mahalle temsilcileri oluşturduk.

Her mahalle temsilcisi olan ekip, kendi mahallesiyle diyalog kurdu. Temsilciler projeleri anlattı ve halkın geniş kesiminden destek gördük. Bir tür doğrudan demokrasi deneyimi yaşadık diyebilirim. Hatta son aşamaya gelindiğinde her mahalle kendi aday adayını önerdi. Bu aday adayları arasında, mahalle temsilcilerinden oluşan bir ilçe meclisi oluşturmuştuk. Bu heyet, ilçe meclisi yani, belediye başkan aday adayları arasında da seçim yaptı. Ben bağımsız aday oldum ve seçildim ama bu benim bireysel tercihim değildi. Bu Çamlıhemşin halkının, mahalleler birliğinin ortaklaşa ürettiği bir durumdur. Gerçekten de sonuç ne olursa olsun bu çalışmanın kendisi bir kazanımdır. Çünkü yıllarca Çamlıhemşin’deki mahalleler arasında bir kamplaşma vardı. Bir mahalle öbür mahalleye güvenmiyordu, ilişkiler inanılmaz derecede zarar görmüştü. Bu çalışmayla biz esasında Çamlıhemşin halkının birliğini de sağlamış olduk. Çamlıhemşin halkı gözle görülür bir biçimde özgüvenini kazanmıştır, komşusuna güvenmeyi öğrenmiştir ve birlikte bir şeyler yapabilmenin mümkün olduğunu görmüştür. Yani sandıktan biz çıkmasaydık bile, bütün bunlar tek başına da Çamlıhemşin için büyük bir kazanımdır. Esasen böyle bir durum sosyal boyutuyla bakıldığında, işin bu yanı bana çok daha anlamlı geliyor.”

“Çamlıhemşin’in sol ve sosyalist bir menşei yoktu zaten. İnsanlar sizin bu gelenekten geldiğinizi bilmelerine rağmen ve bir takım tereddütler yaşamalarına rağmen size güvendiler. Ama siz parti kimliğiyle aday olmadınız ve bağımsız olarak aday oldunuz. Bir sosyalist partiden aday olsaydınız seçilebilir miydiniz?” sorusuna  İdris Lütfü Melek, şu yanıtı veriyor: “Olmayacaktı, mümkün değildi. Bir kere Çamlıhemşin’de benim ÖDP’li, eski TİP’li olduğumu ve tüm TİP, TBKP, SBP, BSP, ÖDP süreçlerinde aktif görevler yaptığımızı Çamlıhemşin’de bilmeyen yok. Özgeçmişimi yazdığım seçim broşüründe açık açık belirttim. Hangi vakıfların yöneticisi olduğumu, hangi partilerde görev yaptığımı. Yani herkes biliyor. Sol-sosyalist kimliğimi bütün Çamlıhemşin halkı hatta çevre biliyor. Ama buna rağmen insanlar bu güveni duydular çünkü her şeyi onlarla birlikte, şeffaf ve açık bir biçimde yaptık. İnsanlar neyin yapıldığını görmekle kalmadılar bizzat kendileri yaptılar. Mesele bunu yapabilmekte zaten. Masa başında oturup, yönetim kurulu toplantılarında ahkâm kesmekle bu işler yürümüyor. Çok iyi şeyler söylüyoruz fakat bu söylediğimiz şeyleri kapıdan çıktıktan sonra unutuyoruz. Dışarı çıkınca herkes yine bildiğini okumaya başlıyor. Bunu aşmak gerekiyor yani bir şey yapmak gerekiyor. Konuşulanları, kararları hayata geçirmek için bir defa oturduğumuz yerden kalkmamız, sokağa inmemiz, halkın içine girmemiz gerekiyor. Türkiye sosyalist hareketinin yapmadığı bence budur. Eğer istenirse yapılır. Biz bunu Çamlıhemşin’de yaptıysak, Türkiye’de yüzlerce, binlerce Çamlıhemşin var, hepsinde başarılabilir. Yeter ki istensin. Biraz emek, biraz inat, biraz sabır, biraz akıl: Bu işin reçetesi budur. Ahkâm kesmekle, bir takım sözcükleri büyük harf yapmakla, bir takım sözleri kendini yırtar gibi hançereden yüksek sesle bağırmakla, slogan atmakla filan olacak şeyler değil bunlar. 49 yaşındayım, 17 yaşından beri kesintisiz bir biçimde sosyalist hareketin içindeyim. Yeterince deneyimim var bu konuda, sloganlarla hiçbir yere varılamıyor. Önemli olan ayaklarını yere basmak, bir hedef koymak, bu hedefe doğru da emin adımlarla, inatla, sabırla ve akılla yürümek, bunun başka yolu yok. Bir şey yapacak mısın, bunu yap!”

İçinde bulunduğumuz toplumsal sorunları aşmanın yolu ortak bileşenlerin ortak amaçlarını birleştirip örgütlü mücadele vermektir. Kazanmanın, iktidar olmanın yolu budur.   

“DİK DUR EĞİLME DEVRİMCİLER SENİNLE”” için 2 yorum

Ziyaretçilerimiz, yaptığı yorumlardan kendileri sorumludurlar.

%d blogcu bunu beğendi: