Elini helaya sokan devlet


Bu görüntüleri izledikten sonra, yazının sonundaki videoya gidip yazıyı öyle okuyabilirsiniz. Ya da önce yazıyı okuyup sonra görüntülere bakabilirsiniz. Nereden bakarsan bak rezalet diz boyu…

Altı-yedi yaşlarındaydım. Doğrusu, eşek herifin tekiydim. Daha önce evi yakmışlığım vardı. Bu sefer içimden mahalleyi ateşe vermek geldi. Gerçi işin sonunu iyi kötü tahmin edebiliyordum. Ama hedefimden caymaya pek niyetim yoktu. Kibrit buldum bir yerden. Amacıma uygun yaşıtım bir kerizi gözüme kestirdim. Kibriti eline, gazı damarına verip, “Git şuradaki otları tutuştur” diye yolladım operasyona. Teorik eğitim de verdim biraz, “Birkaç yerden tutuştur da iyi yayılsın” falan…

Sonra mahalleli, sağ olsunlar, söndürdü yangını. Bana da güzel seyirlik eğlence çıktı. Vukuat diğer elemanın üstüne kaldı tabii…

Elbette buradan başka bir yere bağlamak istiyorum konuyu.

Şimdi güzel kardeşim, ister 6 yaşında çocuk ol, ister 60 yaşında devlet adamı. Akıl, fikir diye bir şey var. Pis bir iş yapmayı kafana koydun diyelim, ne diye doğrudan elini helaya sokarsın? Git bir taşeron tut, sonra kendin gideceğine onu gönder işe. Bir gün kaza olur da durum anlaşılırsa da, “İlgim yok”, “Tanımam” der, çıkarsın işin içinden.

Komşu ülkenin iç savaşına müdahil oldular, tırlar dolusu silah gönderdiler. İşi de taşerona ihale edeceklerine gittiler kendi memurlarına yaptırdılar. Lağım sızıntı yapmaya başlayınca, önce, “Yok öyle bir şey” diye inkar etmeye çalıştılar. Tutmayınca, “Onlar battaniye TIR’larıydı” diye hikaye okudular. Lağım iyice patlayıp ortalık batınca da, “Onlar Türkmenlere gidiyordu” diye durumu idare etmeye çalıştılar. Sanki Türkmen’e gidince suç unsuru ortadan kalkıyor. Güya gizli sevkiyat yapacaklardı, Mısır’daki sağır sultana kadar duymayan kalmadı artık. İstihbarat teşkilatlarından da ‘nakliyat firması’ diye bahsedilir oldu.

İran’la dolar karşılığı ticaret yapmaya koyuldular. Rıza Zarrab diye bir ayak buldular. Aracının aracısıyla temas kurmak varken adamla en üst düzeylerden görüşmeler yaptılar. Uluortalığı iyice abattılar, ona buna parayla kadın bulup ikram eden adamı protokol sıralarına aldılar. Türk bayrağı önünde poz verdirip bir de madalya taktılar. Hayırsever işadamı ilan ettiler!

Hayırseverlikten kasıtları seks aranjörlüğü değildi pek tabii. Eleman ABD’de paket olunca, “Bu davanın bizle ilgisi yok” dedilerdi başta, sonra adam için nota verdiler. Bülbül gibi ötmeye başlayınca da bir gecede ‘vatan haini’, ‘casus’ oluverdi madalyalı hayırsever hazretleri. Neyin dozunu fazla kaçırdılarsa bir de Amerikalı savcıyı paralelci ilan ettiler.

Bunlar gibi bir yığın vukuat… Şu anda dünyanın elinde yığınla hukuki delil olduğundan eminim, bunlar Türk devlet adamlarını yurtdışına çıkamaz hale getirmeye yeterli. Peki, bu kozu adamları deliğe süpürmek için kullanırlar mı? Pek sanmıyorum. Birilerini paçasından yakaladıysan, ‘marş söyletmek’ için kullanırsın en mantıklısı. Biz çocukken öyle yapardık.

Şeker fabrikalarının, Petrol Ofisi’nin vs. satılması, Airbus’a, Boeing’e verilen ihaleler, taş devrinden kalma nükleer santrallerin kucağımıza iteklenmesi, enerjide dışa bağımlılık, memleketi ahtapot gibi saran askeri üsler, İsrail’le yapılan anlaşmalar, ulusal pazarı parselleyen yabancı markalar vs… Bunların elbette çok çeşitli nedenleri vardır. Ancak bir ölçüde de içerideki yozlaşmanın dış politikadaki sonuçlarıdır.

Hayred – Cem Aslan

gunlukbakis

gunlukbakis

2017 Temmuzunun ikinci yarısında başladığımız yayın hayatımızda, giderek yükselen bir grafik çizme hedefindeyiz....

Ziyaretçilerimiz, yaptığı yorumlardan kendileri sorumludurlar.

%d blogcu bunu beğendi: