Mahmut Alınak: KARA NEWROZ

KARA NEWROZ

Dün Cizre Newroz’undaydım.

Alandayken, düşüncelerim beni sık sık çocukluğumdaki Newroz akşamlarına götürdü. Evlerin toprak damlarında yakılan ateşlerin köyü kuşatan karanlık örtüyü alev alev tutuşturuşu canlandı gözümde.

Köy halkı ateşin dalga dalga köpüren alevleriyle coşar, keyifli saatler geçirirdi. Genç kızlar ve delikanlılar ateşin etrafında çember olur, neşeyle halay çekerlerdi. En çok da biz çocuklar eğlenirdik.

Kürtler Newroz’u, 1991’den sonra politik bir muhteva ile kutlamaya başladılar. İlkin spor salonlarında, sonra da can pahasına alanlarda kutladılar.

1992 Newroz’ undan birkaç gün önceydi.

Ben Şırnak milletvekili ve SHP grup başkanvekiliydim. Şimdiki gibi yine OHAL karanlığı hüküm sürüyordu ve yoğun gözaltılar vardı.

Bu keyfiliği konuşmak için telefonla OHAL valisi Ünal Erkan’ ı aradım.

Ünal Erkan kılıç gibi keskin bir edayla, “Kutlama yerinde bölücü örgütün paçavraları teşhir edilirse, silahla müdahale edilecektir,” dedi.

Paçavralar dediği şey; yeşil, kırmızı, sarı renklerdi.

Valinin sesindeki katliam kokusu beni dehşete düşürmüştü.

Bir grup milletvekili ile birlikte hemen Başbakan Süleyman Demirel’e gidip duruma müdahale etmesini istedik.

Hikâye uzun…

Demirel yuvarlak çehresindeki o geniş gülümsemesi ile, “Hükümet meseleye hâkimdir, Nevruz sükunet içinde kutlanacak,” dedi.

Demirel’ ın takındığı bu rahatlık bana pek bir şey ifade etmiyordu, çünkü hükümetin dizginleri elde tuttuğunu gösteren hiçbir işaret yoktu.

Newroz günü Vali Ünal Erkan’ ın dediği gibi oldu.

Cizre, Nusaybin ve Şırnak’ ta haki renk giysiler içindeki silahlı kişiler köşe başlarından kalabalığa ateş edip, onlarcasını öldürdü,  birçoğunu da yaraladılar.

Faillerin kim olduğu ancak yıllar sonra ortaya çıktı.

Murat İpek ve Murat Demir adındaki itirafçılar televizyonlara çıkıp, “Bizim de aralarında olduğumuz itirafçılar kalabalığa ateş açtı,” dediler.

İtirafçılar Diyarbakır Cezaevi’ nden getirilip kendilerine katliam yaptırılmış, sonra da geri götürülmüşlerdi.

 Kürtler bu kanlı tuzaklara rağmen Newroz’ u alanlarda kutlamakta ısrarcı oldular.

Devlet bu kararlılık karşısında geri adım atıp, “Nevruz” adıyla kendisi de kutlama yapmaya başladı.

Bakanlar ve valiler o hantal bedenleri ve yüzlerine iliştirdikleri şaşkın bir gülümsemeyle Newroz ateşinin üstünden atlarken, pek komik ve acınası haldeydiler.

Sonra bir şey oldu, tuhaf bir şey…

Can pahasına kazanılan Newroz kutlamaları amacından saptırılıp, halka müzik ziyafetinin çekildiği konserlere dönüştürüldü.

Siyasetçiler kürsülerde nutuk attıktan sonra sahneyi sanatçılara ve müzik gruplarına bırakıyor, sonra da saatler süren halaylar başlıyordu.

Oysa…

Newroz bir festival değil, Kawa’ nın yaktığı isyan ateşini selamlayan bir anmaydı. Devletin yasaklamasının nedeni de ondaki bu isyan mesajıydı.

Bu yıl ki Newroz başka türlü anlamlıydı.

Cizre, Şırnak, Nusaybin, Silopi ve daha birçok şehir hâlâ yaslı ve hâlâ kan kokuyor…

Afrin’ de oluk oluk insan kanı aktı.

Bu Newroz, işte bu nedenle “Kara Newroz” olarak ilân edilmeli ve anma da buna uygun şekilde yapılmalıydı.

Cizre’de kutlamanın yapılacağı meydan şehre yaklaşık üç kilometre uzaklıktaydı. Yolun iki tarafında birkaç metre arayla polisler dizilmişti. Halk bu polis koridorunda, üç ayrı noktada aranarak meydana ulaşabiliyordu.

Meydan polislerce çembere alınmıştı.

Her türlü pankart yasaktı.

Yeşil, kırmızı ve sarı renkler yasaktı.

Slogan atmak yasaktı.

Serbest olan tek şey halay çekmekti.

Siirt’ te ise alana girmek isteyenlerin kimlik fotoğrafları çekilerek, eşi benzeri olmayan bir keyfilik sergilenmişti.

Ben olsam, “Alın bu Newroz’ u başınıza çalın!” diyerek, devletin içini boşalttığı Newroz’u hiçbir yerde kutlamaz…

Ve bu zorbalığı meşrulaştırmazdım.

O zaman konuşmacılar dünyada bir ilk olarak kürsülere çıkıp boş meydanlara konuşma yapar…

Bu zorbalığı halkın ve dünyanın vicdanına şikâyet ederlerdi.

AKP’ yi rezil edecek böyle bir hamle sivil itaatsizliğin de kıvılcımını çakmış olacaktı.

Ziyaretçilerimiz, yaptığı yorumlardan kendileri sorumludurlar.

%d blogcu bunu beğendi: