Mahmut Alınak: KEŞKE

 

Babası ölenler için gecikmiş bir roman

KEŞKE

Babası yaşayanlar için yazıldı                                            

Kahvaltı masasına otururken, bir hıçkırık kasırgasıyla sarsılmaya başladım. İsyan, “Dilémin ne oldu, neyin var?” diye telaşla gelip beni kollarıyla sardı, bir annenin çocuğunu sevmesi gibi sırtımı ve yanağımı okşadı.

Yüzümde onun gül kokulu nefesinin okşayışını hissediyordum. “Ne oldu Dilémin, ne oldu? “diye bana kaygıyla yalvarıyordu. Boğazım düğümlenmişti, konuşamıyordum. İsyan, ensemi bir kelebek yumuşaklığıyla okşuyor, gözyaşlarıyla ıslanmış yüzümü öpüyordu. İçimde patlayan fırtına ruhumu kırbaçlarken, iç çeke çeke sarsılıp, ‘İsyan, babamın yanına taşınalım,’ dedim.

            İsyan’ ın nazlı kaşları anlık bir şaşkınlıkla yukarı kalktı, pembe burun kanatları tatlılıkla titredi, yüzünde çiçek gibi açan bir tebessümle kendini hafifçe  geri çekerek, “Bütün mesele bu mu Dilémin?” dedi. “Ah benim sulu gözlü çocuğum, babam! Bu da söz mü, sen neredeysen biz de ordayız. Unutma ki, sen, ben ve çocuklarımız bir gövdenin ayrılmaz parçalarıyız. “

            ‘Off İsyan, ‘dedim içimden. ‘Sen, sen bir meleksin ve ne kadar yüce, ne kadar iyisin!’

            Evet, tüm kalbimle söyleyebilirim ki, İsyan gökten inmiş bir melektir, meleklerin en safı, en temizi ve en seçkini.

Evliliğimizin üzerinden yıllar geçmesine rağmen, aşkımız ikimizin de kalbinde güneş gibi hiç solmadan, alev alev yanmaya devam ediyordu. Yanımda olduğu zamanlar bile onu özlüyordum. Onun yanında bazen kendi adımı unutur gibi oluyordum, adımı en son ne zaman ağzına aldığını hatırlamıyordum. Bana hep Dilémin, derdi. Ben de ona, Nuramin derdim. Benim Nur’um…

 Başkalarının yanında birbirimize böyle hitap etmeye utanırdık. Bazen alışkanlıkla dilimizin ucuna geldiğinde ise, yalnız olmadığımızı fark edip bir kusur işlemiş gibi kızararak başımızı öne eğerdik. O an kimse içimizden geçenleri fark etmezdi, ama biz birbirimizin ruhunda şakıyan pınarların sesini duyabiliyorduk; ben kalkıp onu kucaklamak, kalbimin üstünde öylece tutmak istiyordum. Böyle zamanlarda gözlerimiz çekingence buluşur, birbirimize sessizliğin diliyle aşk şarkıları fısıldardık.

         İsyan’ ın hiç tereddüt etmeden babamın evine taşınmayı kabul etmesi ağır bir yükü omuzlaması demekti. Babam misafirleri severdi, bu yüzden gelen gideni çok olurdu. İsyan’ ın orada gün boyu koşturması gerekecekti.

Bu fedakârlık ve göze alınacak bunca cefa, ancak körkütük bir âşıklık veya her insanda bulunmaz bir ruh yüceliğiyle açıklanabilirdi.

Yaşam yolculuğunda İsyan gibi eşi benzeri az bulunur bir yol arkadaşım olduğu için hayata hep minnet duyuyordum. İsyan’ın omzumu okşayan elini avucumun içine alıp sonsuz bir şükranla öptüm ve ıslak yanaklarıma bastırdım.

            “Benim için senin yanında olmaktan daha büyük bir zenginlik yoktur. Sana ait olan ve senin ait olduğun her şey, herkes benim için kutsaldır,” diye devam etti.

İsyan’ın beni sevgiyle saran varlığı, altın sesi ve sözlerindeki kudret, ılık bir yelin okşamalarıyla durulan bir deniz gibi sakinleştirdi beni. İçimdeki azgın fırtına dindi; yüzüme, gözpınarlarımda titreşen ıslak bir gülümseme geldi.

            İsyan elinde çay bardağıyla ocağa giderken, kendi kendisiyle konuşur gibi, “Dilémin’e şöyle güzel bir çay vereyim,” dedi. Onun bir ceylan yavrusu gibi yeri okşarcasına ocağa gidişini ve bardağı dolduruşunu hayranlıkla seyrettim. Su gibi berrak canım sesiyle, o aşk dolu bakışlarıyla,  Dilemin’li o bal tatlısı sözleriyle sevgisini haykırıp duran bu masal kadınının, bana hayatın eşsiz bir armağanı olduğunu düşünerek, dünyanın en zengin insanı olduğumu düşündüm.

*KEŞKE adlı romanım iki hafta sonra kitapçılarda olacak.

Ziyaretçilerimiz, yaptığı yorumlardan kendileri sorumludurlar.

%d blogcu bunu beğendi: