Mahmut Alınak: KESKİN BİR ÇIĞLIKLA ULUDUM

            Baba, bin yıl gibi gelen ve kor gibi yakan bir hasretten sonra seni ansızın karşımda gördüğüm o mutlu ilkbahar sabahı, dedemin kayısı bahçesi masalsı bir güzellik sergiliyordu.

Sabah güneşinin göz kamaştıran ışıklarıyla donanmış olan çiçekli bahçemiz gökten dünyalar dolusu yıldız yağmış gibi ışıl ışıl parlıyordu.

Ben, saadet perisinin kanatlarında çılgın bir sevinçle göklere kanat çırpıyordum. Mutluluktan ölecek gibiydim, çünkü ümitsiz ve çaresiz bir özlemle yanıp tutuştuğum seni, babamı görmüştüm.

         Sen, dedemin ilkbahardan kışa kadar, gece ve gündüz tüm vaktini geçirdiği bahçedeki kulübesinin önünde çimenliğe uzanmış, derin bir sükûnetle uyuyordun.  Üstünde gri kumaş takımın vardı, sol tarafına yatmış bir halde dizlerini hafifçe karnına çekmiştin. Nedense seni hep o gri takımınla hayal ederdim. Bir elin başının altında -ah o güzel kar beyazı ellerin- diğer elin ise meltemin serin nefesiyle ürperen çiçekli otları okşamak istercesine öne doğru uzanmıştı. Sakinlik yayan yüzünde güneşin altın buseleri ışıldıyordu.

      Kıyamadım seni uyandırmaya.

          Parmaklarımın ucunda, bir gölge sessizliğiyle gelip seni derin bir aşkla seyrettim ve senin varlığını deli bir hasretle ruhuma içirdim. Kızgın güneşin alev alev yaktığı bir çölde, susuzluktan kavrulmuş gibi susamıştım sana.

          Seni öyle binlerce yıl seyredebilirdim. O an hiç bitmesin, sonsuza kadar sürsün istiyordum.

         Böyle ne kadar zaman geçti bilmiyorum, arkamda bir hışırtı duydum, başımı çevirip bakınca senin çocukluk arkadaşın Destan amcayla göz göze geldim. Sen köyde bir kalabalığa girdiğinde bütün başlar saygılı bir eda ile sana dönüp, herkesin söz ve hareketlerine bir çeki düzen gelirken, seninle bazen aşırıya bile kaçan şakalar yapan o Destan amca…

         Ne tuhaf şey, Destan Amcanın yüzüne çirkin, itici ve tahammül edilmez bir gülümseme yapışmıştı.

         “Şirali senin baban öldü, Hesen öldü,” dedi bana.

         Dehşetle irkildim, kelimelerle anlatılmaz bir ıstırapla senin yattığın çimenliğe baktım. O da ne, şaşkınlıktan küçük dilimi yutacak gibi oldum, sen yoktun; saniyeler önce yattığın yerde bir tabut duruyordu! Nemli toprağı buram buram tüten taze bir mezar kazılmıştı tabutun yanında.

         Yıldırım çarpmış gibi keskin bir çığlıkla uludum.

         Ben yerde acı haykırışlarla dövünürken, Destan Amca kasıklarını tutmuş, katıla katıla gülüyordu.

*KEŞKE adıyla çıkacak yeni romanımdan bir bölüm

*Romanın geliri Kars’taki engellilere bağışlanacak.

Ziyaretçilerimiz, yaptığı yorumlardan kendileri sorumludurlar.

%d blogcu bunu beğendi: