Öfkemiz karşılıklı Reis!

Asgari ücrette de taşeron düzenlemesinde de rıza üretemeyen Reis’in öfkesi diline vuruyor, Tek Adam rejiminin zayıf noktası açığa çıkıyor. Bir de öfkenin diğer yüzü var. Hayal kırıklığına uğrayan, hakları gasp edilen işçiler sesini yükselttiği an doğrudan Tek Adam’la karşı karşıya olduğunu biliyor

2013 yılında iş kazası geçirdim. İşsiz kaldım. Sinpaş köpek ölüsü gibi kapıya bırakıp çekip gitti. Adaletin tecelli etmesi için iki kere kredi çektim. Yasal olarak kendimce uğraştım. Bir şey yapamadım.” (TBMM önünce kendini ateşe veren inşaat işçisi Sıdkı Aydın)

Referandumun ardından AKP, iktidarının sürekliliği açısından iki sorunlu alan tespit etmişti: Büyük kentler ve gençler. AKP’nin gençlerden aldığı oyların parti ortalamasının en az yüzde 10 altında seyrettiğine dair çok sayıdaki araştırmayı da aşan bir biçimde referandumda bu fark yüzde 20’lere ulaştı.

17 büyük kentte “Hayır” sonucu çıkması ve “Evet” çıkan 9 büyük kentte oy oranının AKP’nin tek başına aldığı oy oranının bile altında kalması başka bir tehlike işareti olarak algılandı. Seçmenin yüzde 77’sinin yaşadığı büyük kentlerdeki dramatik düşüş, İstanbul ve Ankara’nın kaybedilmesi ile daha da görünür hale geldi.

Kentlerdeki düşüşün bir yanı kırsal bölgelerdeki düzeyde seçim hilesi yapılamaması ise de, gençlerle beraber düşünüldüğünde bu kadar büyük bir kayıpta asıl belirleyici dinamiğin “hile yapamamak” olmadığı açık. AKP kurmayları, Türkiye işçi sınıfının çok büyük bölümünün yaşadığı kentlerdeki ve gençlerdeki devasa oy kayıplarının arkasında sınıfsal bir tepki gördüler. Nüfusunun en az üçte ikisinin ücret geliriyle yaşadığı, ücretlilerin önemli bölümünün büyük kentlerde bulunduğu ülkemizde bu kentlerden çıkan sonuçlarda işçi sınıfının hoşnutsuzluklarının belirleyici olduğu açık. AKP de özellikle referandum sonrasında bu hoşnutsuzluğu görerek adımlar atmaya başladı, tabii ki neoliberalizmin sınırları içerisinde.

Bu nasıl istihdam, bu nasıl seferberlik?

TÜİK’in verileri çarpıcı: Yaklaşık 6 milyon kişi işsiz, işsizlik oranı yüzde 17’nin altına düşmüyor, kentlerde her dört gençten biri işsizlikle boğuşuyor… İşsizlik o kadar gerçek ki neredeyse her haneye bir işsiz düşüyor. Okumayan ve çalışmayan gençlerin oranı yüzde 26’yı aşarken AKP’nin “İstihdam Seferberliği” bu soruna çare olmuyor; aksine umutsuz ve geleceksiz gençlerin sayısı artmaya devam ediyor. “Cumhurbaşkanımızın emri” ile başlatıldığı her fırsatta söylenen “seferberlik”, güvencesiz ve kayıtdışı istihdamı artırmanın ötesine geçemiyor. Kursiyer, stajyer, bursiyer ve çırak sayısında, istihdamın en eğreti biçiminde bir yılda 1 milyon 165 bin artış yaşanması “başarı” olarak sunuluyor.

Kentlerde giderek yükselen ve yüzde 34’ü aşan genç kadın işsizliği karşısında, kadının istihdamdaki ve toplumsal yaşamdaki yerini azaltmayı hedefleyen kadın düşmanı ideolojik söylemler dışında bir çare üretilemiyor. İşsizliğe çare bulamayan iktidar sık sık, kadınların işgücü piyasalarına katılımını işsizliğin nedeni olarak gösteren kadın düşmanı (ve aynı zamanda gerçek dışı) argümanlara başvuruyor.

Azami “büyüme”ye asgari zam!

İşsizlik meselesini çözemeyen iktidar, asgari ücret konusunda da alkış beklerken tepki aldı. Ülkenin rekor büyüme sağladığının, büyüme oranının yüzde 11’lere ulaştığının ilan edildiği bir dönemde, hem de seçimin eşiğinde, ücretlerin reel olarak artacağı beklentisi yaratıldı. Gerçek enflasyon, yani işçinin enflasyonu, TÜİK’in tartışmalı verilerinden çok daha yüksek iken, fiyat artışlarında gıda ve ulaşım gibi zorunlu ihtiyaçlar başı çekiyorken; açlık sınırı civarında, yoksulluk sınırının ise çok altında bir ücret, “müjde” olarak sunulamadı.

Haliyle işçinin alım gücünü artırmayan, enflasyondan doğan kayıpları telafi etmekle sınırlı bir asgari ücret zammı işçilerde büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Patronlara İşsizlik Sigortası Fonu kaynakları rüşvet olarak sunularak Asgari Ücret Tespit Komisyonu’ndan geçebilen yüzde 14,2’lik zam, Türk-İş için dahi kabul edilemez bulundu.

Neoliberalizmin kırmızıçizgilerinin içerisinde kalarak işçi sınıfının hoşnutsuzluğunun giderilemediği gerçeğiyle yüzleşmek, Reis’i çileden çıkardı. Bir hitabet sanatı olarak öfke Sinop’taki AKP kongresinde sözlerle görünür oldu: “Asgari ücreti beyefendiler beğenmiyor… Ya eline diline dursun!” Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu da Reis’inin izinden giderek asgari ücretlinin toplam 42 maaşıyla sıfır bir araç alabildiğini müjdeleyiverdi!

Gelen kadro gideni aratacak

Benzer bir manzara taşeron meselesinde yaşandı. “Tüm taşeron işçilere ‘ama’sız kadro” diye duyurulan düzenlemenin yarattığı coşku, hızla büyük bir hayal kırıklığına dönüştü.

Önce, taşeron işçilerinin yarısını oluşturan belediye işçilerine verilenin kadro olmadığı anlaşıldı. Kamu iktisadi teşebbüsleri işçilerinin ve personel gideri yüzde 70’in altında olan ihalelerle çalıştırılan işçilerin kadro alamayacağı netleşti. Yetmedi, güvenlik soruşturması ve sınav aracılığıyla elenme korkusu ve kadroya giderken eldeki işten olma ihtimali doğdu. Yetmedi, şehir hastanelerinde çalışan ve çalışacak olan işçilerin bu hastanelerde kadrolu çalışamayacakları, sürgüne dahi razı olmaları gerektiği ortaya çıktı. Tüm bu engelleri aşarak kadro alanların ise aynı şartlarda, hatta mahkemelerde kazanılmış haklarından feragat ederek ve sendikal haklarının kısıtlanacağını bilerek çalışacak olması, aileleri ile beraber 4 milyon kişiyi doğrudan ilgilendiren “taşerona kadro” düzenlemesini “müjde”den kâbusa dönüştürdü.

İşçilerin tepkileri karşısında Erdoğan’ın yorumu “Ne kadrosu yahu, çalışıyorsunuz işte” oldu. AKP Sözcüsü Mahir Ünal ise kendi partililerden gelen kapsam dışı taşeron işçilerle ilgili soruyu yanıtlarken kameraların kapanmasını isteyerek “Siyaset dezavantajı avantaja çevirmektir” dedi.

Öfkenin diğer yüzü

İşin özü şu: AKP’nin alametifarikası olan “neoliberalizmin sınırlarında popülizm” siyaseti, krizler sarmalında maddi temelini yitirerek uygulanabilir olmaktan çıkıyor. Neoliberalizmin daralan kırmızı çizgilerine basmadan, işçi sınıfının hoşnutsuzluklarını gidermek mümkün olmuyor, maskeler bir bir düşüyor. Rıza tükendikçe, zorun dili egemen oluyor; “işçi kardeşlerim” gidiyor, patronların işçi düşmanı dili geliyor. Reisin öfkesiyle beraber Tek Adam rejiminin zayıf noktası artık “bağıra bağıra” varlığını gösteriyor.

Daha da önemlisi, öfke tek taraflı yükselmiyor! Hayal kırıklığına uğrayan taşeron işçiler, grev ve sendikal hakları gasp edilenler, kendilerine bir hayrı dokunmayan “ekonomi”yle beraber öfkesi büyüyen işçi sınıfı, sokağa çıktığı her an, sesini yükselttiği her an artık doğrudan Tek Adam ile karşı karşıya olduğunu biliyor.

Umar Karatepe – Sendika.org

gunlukbakis

gunlukbakis

2017 Temmuzunun ikinci yarısında başladığımız yayın hayatımızda, giderek yükselen bir grafik çizme hedefindeyiz....

Ziyaretçilerimiz, yaptığı yorumlardan kendileri sorumludurlar.

%d blogcu bunu beğendi: