Temel Demirer: ‘KEL MAHMUT HOCA’ + ‘YAŞAR USTA’ + ‘TURŞUCU KAZIM’ + ‘AYYAŞ EMİN’Dİ O…

‘KEL MAHMUT HOCA’ + ‘YAŞAR USTA’ + ‘TURŞUCU KAZIM’ + ‘AYYAŞ EMİN’Dİ O…[1]

 

TEMEL DEMİRER

 

“Unutma,

aydınlık bir yarın için,

karanlık bir gecenin

içinden geçmen gerekir.”[2]

Önce kimse inanmadı… İnanmak istemedi ya da… Sinema ve tiyatronun benzersiz yeteneklerinden, usta aktör Münir Özkul’un daha önce de hayatını kaybettiğine ilişkin haberler yayılmıştı. Ama koca yürekli ‘Yaşar Usta’ ya da ‘Mahmut Hoca’ her defasında “Ben buradayım,” diyerek söylentileri boşa çıkarmıştı.

Ancak ne yazık ki bu kez haberler doğruydu… Ne kadar inanmak istemesek de kaybettik -2003 yılından beri “demans” ve “KOAH” hastalığı ile mücadele eden- Özkul’u 5 Ocak 2018’de 92 yaşındayken…

‘Hababam Sınıfı’nın idealist ve iyi yürekli Mahmut Hoca’sı, tiyatronun İsmail Dümbüllü’den sonraki Kavuklu’su, beyazperdenin ve sahnelerin yorulmak bilmez emekçisi, ustasıydı…

Onu birkaç kelimeyle anlatmak mümkün değil kuşkusuz. Sinemanın ve tiyatronun bir dönemine de ışık tutan Özkul, geleneksel tiyatro anlayışından beslenerek, hem sahnede belleklerden silinmeyecek rollere çıktı, hem de sinemada unutulmaz kompozisyonlara imza attı. Böylelikle sabır ve inanç yüklü oyunculuk serüveniyle tanındı, bilindi…

Kolay mı? Yeşilçam’ın “Mahmut Hoca”sı veya “Yaşar Usta”sı önemli bir karakterdir. Çünkü O, iyi insan olmanın timsalidir…

Usta sanatçı, 1981’de ‘Ses Dergisi’ndeki röportajında hayatının tüm inişli çıkışlı zamanlarını ve kendine dair sırları açıklayıp, “Akıl hastaneleri en özgür olduğum, her şeyi objektif görebildiğim tek yerdir. Orada rahata ererim” diyebilecek kadar kendisiyle barışık ve “Tanıdığım ve hayran olduğum ilk kadın annemdir,” diyecek kadar da duygusaldı…

Ayrıca da, “Sanat yaşamım içinde her zaman İbiş’e ve Kavuklu’ya hayranlık duymuşumdur. Nedenini şöyle anlatayım; insanı çeşitli etkilerden kurtarabilseydik ortaya birçok müşterek yönleri olan bir insan tipi çıkardı. Bu, gerçek yönleri ağır basan evrensel insan tanımı ve tipidir. Ben Kavuklu’da veya İbiş’de kendi içimdeki o insanı yakalamak ve o insana varmak istiyorum,”[3] demeden edemeyendi…

* * * * *

Özkul, 15 Ağustos 1925’te İstanbul’da doğdu.

İstanbul Erkek Lisesi’nden mezun oldu. Bir süre İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi ve Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nde eğitimine devam etti.

15 yaşına kadar ‘Paşa’ olmak için yetiştirildi. Lise hayatı, 8 yılda 8 ayrı okulda sona erdi. Kimyacı ‘Deli Hulusi’yi hiç unutmadı. Annesi tiyatrocu olmasını hiç istemiyordu; tiyatrocu oldu. Ama hep yokuşta oturdu. Antika merakı vardı. Üzüldüğünde ya da çok sevindiğinde İstanbul’u gezerdi. En umutsuz anında sevdiklerinin kabrini ziyaret ederdi.

İşte arşivdeki anlatımlarıyla, kendi cümleleriyle Özkul…

“Annem tiyatrocu olmamı hiç istemiyordu. Beni ‘Paşa oğlum’ diye severdi. 15 yaşına kadar paşa olacağım diye yetiştirildim. Fakat sinema ve tiyatro merakım başlayınca olamayacağımı anladım.”

“İstanbul’da genellikle tenha yerleri seçerim. Çok üzgün, sıkıntılı veyahut neşeli olduğum zaman Çamlıca, Boğaz ve bir de doğduğum yer olan Bakırköy’ü çok severim. Oralarda çıkar dolaşırım. Torunuma giderim.”

“İsmail Dümbüllü ile çok az beraberliğimiz oldu ama çok şeyimi borçluyum. Bana sanatımda gerçek yolumu o gösterdi. Kabrini ziyaret ederim.

Muhsin beyden bana bir nasihattir. ‘Çok ümitsiz hissedersen bu meslekte sevdiklerinin kabrini ziyaret et, hayatı daha iyi anlarsın, huzura kavuşursun’ derdi.”

“Ertem’e gittim, ‘Evlenmek istiyorum, param yok’ dedim. O da ‘Fuar yaklaşıyor, Adile ile şov yapın. Para kazanırsınız’ dedi. Sadık Şendil bir şeyler yazdı, çıktık sahneye.

Koşuşuyoruz oradan oraya. 15 dakika falan bu iş. Bir işaretler yapıyorlar. Biz iyi bir şey oluyor zannediyoruz. Meğer çok uzuyormuş. 40 dakika falan sürüyor. Sahneye çıktığımız zaman kıyamet koptu. Çıkarken suratlar değişti.

Biz otele geldik ikimiz başladık ağlamaya. ‘Kaçalım mı, intihar mı edelim’ Sonunda tabi tatlıya bağlandı. Adile her şeyde o kadar güzel teselli eder ki, sonra o teselli etti.”

“Annemi razı etmek çok zor oldu. İlerde de çok zor bunalımlara düştüm bu yüzden. Çünkü annem başarımı görmeden vefat etti. Çok kötü bir şey olmuştur. Sonra kadın ilişkilerim hep aksadı, hep annemi aradım. Bir evlilikte tutturamadım.”

“Ben ilkokul ve ortaokulda kaçmadım hiç. Fakat 9’da Pertevniyal Lisesi’ne gidince; rahmetli oldu ‘Deli Hulusi’ vardı. Bilemedin mi tak tak duvara, kara tahtaya vuruyordu. Bilmeme imkân yok; Kimya. Hiç unutmam Perşembeleri ‘görünmüyor okul’ demeye başladım.

Sonra bu duyuldu babam aldı beni özel bir okula ‘Hayriye Lisesi’ne yazdırdı. Annemin ismiydi. Babam ‘Kaçma oğlum’ dedi. Ben de ‘Tamam bey babacığım’ dedim.

Kaydım yapıldı. Ben derse girdim, hepimiz birden ayağa kalktık. Baktım dersimiz kimya ve ‘Deli Hulusi’ oraya da geliyor. Geldi ve benim kaçmam bir oldu.”

“Yokuşlu evler; çaresizlikten kader oldu bu. Hep yokuş… Senelerdir hep böyle evlere çattık. Düzlüğe çıkamıyorum.”

“Antika merakım var ama şimdi sade uzaktan bakıyorum. O da tiyatro gibi geleneksele dönüştü. Türk eşyalarına karşı tutkum var.”

“40 senemi vermişim çok sevdiğim bir işe. 40 sene oynamışım doyamamışım ve bu 40 sene bu millet beni geçindirmiş, bakmış bana. Demek ki sevilmişim, bu mutlulukların en büyüğü.

Ve burada çok şerefli bir şekilde bana halkıma milletime bundan dolayı teşekkür etme imkânı veriyorsunuz. Ve Allah bundan sonra onlara daha iyi şeyler vermeyi nasip etsin. Çok mutluyum, inşallah daha uzun süre ayrılmam.”[4]

* * * * *

Tiyatrodaki ilk sahne deneyimini 1940’ta Bakırköy Halkevi’nde yaşadı. 1948’de ‘Ses Tiyatrosu’nda sahnelenen ‘Aşk Köprüsü’ oyunuyla profesyonel oyunculuğa ilk adımını atan Özkul, daha sonra Muhsin Ertuğrul yönetimindeki Küçük Sahne’ye geçti. İstanbul Devlet Tiyatrosu ve Ankara Devlet Tiyatrosu’nun da aralarında olduğu bazı tiyatrolarda sahneye çıktı.

Tiyatroyla beraber sinemada da roller canlandırmaya başlayan Özkul 60’ların ikinci yarısından itibaren yoğun bir şekilde kamera önündeydi. 70’li yıllarda bazen yılda 15 filmde rol alacak denli popülerleşmişti. Hem komedi hem de dramı aynı ustalıkla canlandıran oyuncu, Sadri Alışık ve Şener Şen gibi, bu iki alanda da başarılı olan çok az sayıda aktör arasında gösterilir.

 

ROL ALDIĞI OYUNLAR
‘Aşk Köprüsü’, ‘İstanbul’u Satıyorum’ (1987-1988), ‘Soyut Padişah’, ‘Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’, ‘Çayhane’, ‘Fareler ve İnsanlar’, ‘Keşanlı Ali Destanı’, ‘Yorgun Matador’, ‘Hababam Sınıfı’, ‘Babayiğit’, ‘Yaz Bekârı’, ‘Generalin Aşkı’, ‘Kanlı Nigâr’.
ÖDÜLLER
1967: İlhan İskender Armağanı ‘Kanlı Nigâr’.

1972: 9. Altın Portakal Film Festivali, En İyi Erkek Karakter Oyuncu Ödülü ‘Sev Kardeşim’.

1991: Dümbüllü Ödülü. 1997- Altın Kelebek Ödülleri Onur Ödülü.

1999: Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü ‘Muhsin Ertuğrul Tiyatro Emek Ödülü’.

2004: 37. Sinema Yazarları Derneği Ödülleri Onur Ödülü.

2006: Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali Onur Ödülü.

2014: 18. Afife Tiyatro Ödülleri, Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü.

2015: T.C. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü.

FİLMLERİ
‘Üçüncü Selim’in Gözdesi’ (1950), ‘Barbaros Hayreddin Paşa’ (1951), ‘Evli Mi Bekar mı?’ (1951), ‘Lale Devri’ (1951), ‘Vatan ve Namık Kemal’ (1951), ‘Yavuz Sultan Selim ve Yeniçeri Hasan’ (1951), ‘Edi ile Büdü’ (1952), ‘Edi ile Büdü Tiyatrocu’ (1952), ‘Balıkçı Güzeli’ (1953), ‘Halıcı Kız’ (1953), ‘Bir Aşk Hikâyesi’ (1955), ‘Tuş/ Bir Aşk Hikâyesi’ (1955), ‘Kalbimin Şarkısı’ (1956), ‘Miras Uğrunda’ (1956), ‘Altın Kafes’ (1958), ‘İftira’ (1958), ‘Gurbet’ (1959), ‘Taş Bebek’ (1960), ‘Yaman Gazeteci’ (1960), ‘Bir Bahar Akşamı’ (1961), ‘Yumurcak’ (1961), ‘65 Hüsnü’ (1961), ‘Bilen Kazanıyor’ (1965), ‘Cezmi Band 007.5’ (1965), ‘Dokunma Bozulurum’ (1965), ‘Gönül Kuşu’ (1965), ‘Kahreden Kurşun’ (1965), ‘Kan Gövdeyi Götürdü’ (1965), ‘Kart Horoz’ (1965), ‘Senede Bir Gün’ (1965), ‘Seveceksen Yiğit Sev’ (1965), ‘Çifte Tabancalı Damat’ (1967), ‘Ölünceye Kadar’ (1967), ‘Artık Sevmeyeceğim’ (1968), ‘Kalbimdeki Yabancı’ (1968), ‘Kanlı Nigar’ (1968), ‘Kara Gözlüm Efkarlanma’ (1968), ‘Seven Ne Yapmaz’ (1970), ‘Son Kızgın Adam’ (1970), ‘Tatlı Meleğim’ (1970), ‘Yavrum’ (1970), ‘Yumruk Pazarı’ (1970), ‘Yuvasız Kuşlar’ (1970), ‘Senede Bir Gün’ (1971), ‘Solan Bir Yaprak Gibi’ (1971), ‘Son Hıçkırık’ (1971), ‘Tophaneli Ahmet’ (1971), ‘7 Kocalı Hürmüz’ (1971), ‘İbiş Gangsterlere Karşı’ (1971), ‘İşte Deve İşte Hendek’ (1971), ‘Aslanların Ölümü’ (1972), ‘Karamanın Koyunu’ (1972), ‘O Ağacın Altında’ (1972), ‘Sev Kardeşim’ (1972)Tatlı Dillim’ (1972), ‘Tövbekar’ (1972), ‘Ver Allahım Ver’ (1972), ‘Yiğitlerin Kaderi’ (1972), ‘Üç Sevgili’ (1972), ‘Izdırap’ (1973), ‘Niyet’ (1973), ‘Oh Olsun’ (1973), ‘Yalancı Yarim’ (1973), ‘Çulsuz Ali’ (1973), ‘Şaban İstanbul’da’ (1973), ‘Beş Tavuk Bir Horoz’ (1974), ‘Gariban’ (1974), ‘Hasret’ (1974), ‘Mavi Boncuk’ (1974), ‘Salak Milyoner’ (1974), ‘Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ (1974), ‘Beş Milyoncuk Borç Verir misin’ (1975), ‘Bizim Aile Yaşar’ (1975), ‘Aile Şerefi Rıza’ (1976), ‘Hababam Sınıfı Uyanıyor’ (1976), ‘Cennetin Çocukları’ (1977), ‘Gülen Gözler’ (1977), ‘Hababam Sınıfı Tatilde’ (1977), ‘Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor’ (1978), ‘Neşeli Günler’ (1978), ‘Banker Bilo’ (1980), ‘Deliler Almanya’da’ (1980), ‘İbişo’ (1980), ‘Bizim Sokak’ (1981), ‘Deliler Koğuşu’ (1981), ‘Gırgıriye’ (1981), ‘Gırgıriye de Şenlik Var’ (1981), ‘Altın Kafes’ (1982), ‘Milyarder Mahmut’ (1986), ‘Neşeye Bak Neşeye’ (1986), ‘Töre’ (1986), ‘Afife Jale’ (1987), ‘Aile Pansiyonu’ (1987), ‘Etme Bulma’ (1987), ‘Füze Nuri’ (1987), ‘Günah’ (1987), ‘Kadersiz Kullar’ (1987), ‘Kuşatma 2 Şok’ (1987), ‘Otobüs Yolcuları’ (1987), ‘Püf Noktası’ (1987), ‘Yaşamaya Mecburum’ (1987), ‘Yıkılan Yuva’ (1987), ‘Yıllar’ (1987), ‘A Ay’ (1988), ‘Acı Gurbet’ (1988), ‘Arabesk’ (1988), ‘Al Dudaklım’ (1993), ‘Ay Işığında Saklıdır’ (1996).

 

Özkul deyince akla gelen unutulmaz karakterler arasında “Hababam Sınıfı” serisindeki Mahmut Hoca, ‘Bizim Aile’deki Yaşar Usta, ‘Neşeli Günler’deki turşucu Kazım Bey ve en çok onunla özdeşleşen İbiş ilk sıralardadır. Tiyatroda ise Haldun Taner’in ‘Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’ oyunundaki Tomas Fasulyeciyan rolü Özkul’un efsaneleştiği, kuşaktan kuşağa anlatılan bir performansıdır.

Tiyatronun önemli bir simgesi olan ‘Kavuk’ da, 1968’de İsmail Dümbüllü tarafından Özkul’a devredildi. Özkul da 21 yıl taşıdığı Kavuk’u 1989’da Ferhan Şensoy’a devretti.

Özkul, Yeşilçam’daki ilk deneyiminde, 1951 yapımı ‘Vatan’ ve ‘Namık Kemal’ filminde figüran olarak rol aldı. Mahmut Hoca, Yaşar Usta, Turşucu Kazım Efendi gibi sinemanın unutulmaz karakterleriyle özdeşleşen O, yaklaşık 10 dizi, 20 tiyatro oyunu ve 200’den fazla sinema filminde oynadı.

* * * * *

“Kendine özgü renklerle bezeli oyuncu kişiliği”yle müsemma[5] Özkul, 12 Eylül darbesini protesto için istifa eden tek oyuncuydu!

50’yi aşkın sinema filminde oynamış, tam 46 tiyatro oyununda sahneye çıkmıştı. ‘Kanlı Nigâr’ başta olmak üzere, ‘Boş Çerçeve’, ‘Artık Sevmeyeceğim’, ‘Fakir Bir Kız Sevdim’, ‘Bir Millet Uyanıyor’, ‘Edi ile Büdü’ ve daha pek çok gişe rekoru kıran filmde, ‘Aşk Köprüsü’, ‘Fareler ve İnsanlar’, ‘Örümcek’, ‘Ziyafet’, ‘Hamlet’, ‘Toreadorlar Valsi’, ‘Sevgili Gölge’, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’ gibi oyunlarla “seyircinin sevgilisi” hâline geldi.

‘Kanlı Nigâr’da sergilediği başarılı oyunculuk için ‘İlhan İskender Armağanı’ kazandığını öğrendiğinde kendisine ödül verilmesini beklemediğini dudaklarından dökülen şu sözcükler ifade etmişti: “Niye bana verdiler? Ben daha ölmemiştim ki…”

Özkul’u büyük oyuncu yapan unsurların başında, sıradan insanlara ait hayatı büyük bir inandırıcılıkla yansıtabilmesidir. Bu samimiyeti sahnede de ‘kendisi olmadan’ başaramazdı. Yani, bir başka deyişle, Özkul’un oyunculuğu özünde kendisinden işaretler, anılar ve özlemlerle doludur.

‘İster Hababam Sınıfı’, ister ‘Sev Kardeşim’, ister ‘Kanlı Nigâr’ ya da isterse ‘Gırgıriye’ veya ‘Bir Millet Uyanıyor’ ya da ‘İbiş’in Rüyası’nı izlerken, aslında hep aynı kişiyi izleriz. Bu kişi, insanlara, hayvanlara ve doğaya sevgiyle bakan, sahtekârlara, düzenbazlara karşı öfkeli, ailesinin hamisi, sevmeyi ve gülmeyi dehşetle seven, kendi hâlinde, kimsenin etlisi-sütlüsü ile uğraşmayan tipik Anadolu insanıdır.

Onun sahnede ve sinemada en doğru ifade eden iki şey onur ve gururdu. Kimliğinin varoluş kavramları olan bu iki unsuru sahnede ve sinemada samimiyetle taşıdığı için, halk “bizden birisi” olarak benimsemişti.

O, rol yapmaz; olurdu. Özkul’u sahnede izlemek ne büyük mutluluktur…

Sizi avucunun içine değil, yüreğinin içine alır. Bir daha da bırakmaz.

O andan sonra, söylediği her söz, yaptığı her hareket, her duruş, her bakış sahicidir. Ona sonuna dek inanırsınız.

Söylediklerine inanırsınız. Söylemediklerini de duyarsınız. Sessizliğine anlam yüklersiniz.

Yüzünün, bakışının, gerisindekini kavrarsınız.

Sahici olduğunu, “mış gibi” yapmadığını, “rol yapmadığını” anlarsınız.

O andan sonra Özkul’un duyarlığına kapılır onun içsel gizleri arasında, bir yolculuğa çıkarsınız. Yolculuğun sonunda yoğun bir duygu birikimi kalır. Bir de aşinalık, sıcaklık… “O bizden biridir” duygusu.

Özkul’u sahnede izlerken, artık izlediğiniz Özkul değildir, oynadığı oyun kişisidir. İkisi bütünleşmiştir, özdeşleşmiştir, yer değiştirmiştir. İster klasikler olsun, ister bulvar komedileri ya da geleneksel tiyatromuzun İbiş’i, bu durum değişmez…[6]

* * * * *

Yeşilçam’a aşina tüm kalplerde ayrı bir yeri olan Özkul, geleneksel tiyatrodan modern tiyatroya, Yeşilçam’dan ticari yönelimli olmayan sinemaya kadar geniş yelpazeli bir oyuncudur.

Altı yüzyıllık bir geleneğin taşıyıcısıdır Özkul. Buna, modern tiyatronun yerli ve yabancı örneklerindeki oyunculuğu eklenir. Burada da unutulmaz performanslara imza atmıştır.

Haldun Taner’in ‘Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’ oyununda canlandırdığı Tomas Fasulyeciyan’ın şu meşhur tiradı gibi: “Zaten aktör dediğin nedir ki?

Oynarken varızdır, yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır. Bir zaman sonra da unutulur gider. Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız.

Görooorum, hepiniz gardoroba koşmaya hazırlanıorsunuz.

Birazdan teatro bomboş kalacak. Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar.

Çünkü Satenik’in bir şarkısı şu perdelere takılı kalmıştır. Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir. Hıranuş’la Virginia’nın bir dialogu eski kostümlerden birinin yırtığına sığınmıştır. İşte bu hatıralar o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı hâlinde sahneye dökülürler.

Artık kendimiz yoğuz.

Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz fısıldaşır dururlar sabaha kadar. Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır…

Perde!”

* * * * *

Özetle geleneksel ve dramatik tiyatroyu; komediyi ve karakter oyunculuğunu bütünleştirmeyi başarmış, emsalsiz bir sanatçıydı. Büyük oyunculuğunun yanı sıra, çok sağlam insandı; açık, net ve sözünün eriydi.[7]

1980’e doğru giderek hızlanan o sıcak ve kanlı günlerde, Burçin Oraloğlu, Cengiz Gündoğdu’nun yazdığı bir oyunu sahneye koydu: ‘Karar 71’.

Oyun, 1971 darbesine giden süreci, Mahir’leri, Deniz’leri sahneye çıkararak anlatıyordu; Darülbedayi’nin tarihindeki en politik oyunlardan biriydi. O günün siyasi ortamı içinde kapalı gişe oynadı; salon her gece miting alanına dönüyordu.

Bu durum hâliyle bazı çevreleri rahatsız etti. Oyuncular birer ikişer rapor alıp ayrılmaya başladılar. Özkul biletleri hemen satılan oyunu kaldırmaya hiç yanaşmadı, baskılara pabuç bırakmadı. Rapor alanların yerine başka oyuncular ellerinde tekstle sahneye çıktılar. Sonunda bir gün geldi, 7. oyuncu da rapor aldı. O, “Perde kapanmaz,” dedi.[8]

Perde kapanmadı gerçekten de, çıktı sahneye Özkul. Tıklım tıklım dolu salona kısa bir konuşma yaptı, birçok arkadaşın ellerinde tekstle oynayacaklarını söyledi. Bir anda sloganlar patladı: “Devrimci Özkul!”

Yürekli adamdı Özkul. 12 Eylül darbesinden sonra, bu tarz dönemlerde hep olduğu üzere, tiyatronun başına Vasfi Rıza Zobu gelmiş, sıkıyönetimden gönderilen subaylar da prova izlemeye başlamışlardı. Önlerini Özkul’un çıkışı kesti: “Bu sahne benim yatak odam. Hiç başkasının yatak odasına girilir mi? Lütfen çıkın” dedi, görevliler çıkıp gittiler.[9]

Cengiz Gündoğdu’nun ifadesiyle, “Özkul yürekli, sorumlu, sanatın gücüne inanmış bir insandı.”[10]

* * * * *

Özkul’un sinemayla ilişkisi tiyatro oyunculuğundan sonra başlar, ilk filmleri 1950’li yılların başında çekilir. Tarihi yapımlarla başlayan bu deneyim, teatralliğin etkisindeki yapımlarla devam edip giderek Yeşilçam nosyonunun hâkim olduğu yapımlara evrilir. En akılda kalan rollerini bu dönemde canlandırır. Bugün hafızalarımızda hâlen canlılığını koruyan, izledikçe tebessüm ettiğimiz unutulmaz Özkul performansları, Yeşilçam döneminin ürünleridir; yani solun genel anlamda yükselişte, işçi sınıfının güçlü ve örgütlü olduğu bir dönemin filmleridir…

Saim Bey’lerin değil ‘Yaşar Usta’ların, ‘Melek Anne’lerin başrolde olduğu bu sinemanın yükselişi dönemle de yakından bağıntılıdır.

Özkul, ‘Hababam Sınıfı’nda[11] ‘Kel Mahmut’tur. Haylaz öğrencilerinin bir şeyler öğrenmesi için çabalayan, bu nedenle sık sık onlarla da çatışandır. Kel Mahmut, okul kurucusuyla karşı karşıya geldiğinde “Ben tüccar değilim eğitimciyim” deyip sıkışan kalbine elini götürdüğünde, sanki hepimizin/ herkesin yüreği sıkışır…

Kolay mı O; “Biz birbirimize parayla pulla değil, sevgiyle bağlıyız,” der ve eklerdi…

“Bak beyim, sana iki çift lafım var! Koskoca adamsın, paran var, pulun var, her şeyin var, binlerce kişi çalışıyor emrinde. Yakışır mı sana ekmekle oynamak?

Sen büyük patron! Milyarder! Para babası! Fabrikalar sahibi Saim bey!

Sen mi büyüksün. Hayır… Ben büyüğüm, ben. Yaşar usta! Sen benim yanımda bir hiçsin, bir hiç. Gözümde pul kadar bile değerin yok!”

* * * * *

Ayşen Gruda’nın, “Vicdanı öğreten”; Filiz Akın’nın, “Bir efsane, ustaların ustası”; Perihan Savaş’ın, “Hepimizin idolü örnek bir insan”; Hale Soygazi’nin, “Sorumluluk bilinci, meslek sevgisiyle herkese örnekti”; Müjdat Gezen’in, “Çok büyük sanatçıydı, çok büyük aktördü”; İlyas Salman’ın, “Veda ediyoruz ama ayrılmıyoruz… Münir abinin beyni bedeninden büyüktü,”[12] notunu düştüğü O; çok sevildi, sayıldı, örnek alındı.

Çünkü, “Sinemada babalık en çok ona yakışıyordu.”[13]

Çünkü, “O Mahmut Hoca’dır, Yaşar Usta’dır, aile babasıdır, olmak istediğimiz insandır. Sıcaklıktır, dürüstlüktür, samimiyettir, onurlu olmaktır.”[14]

* * * * *

John Berger’in, “İnsanlar her yerde, birbirlerinden çok farklı koşullarda kendilerine aynı soruyu soruyor: Neredeyiz? Nereye sürüklendik? Neler yitirdik? Güven telkin eden bir gelecek görüntüsü olmadan nasıl devam edilir? Bir ömrün ötesinde ne olduğuna dair bakışımızı niçin kaybettik?” soru(n)larının altını ısrarla çizip; Erdoğan Özmen’in, “Yaşadığımız bütün ayrılıkların, kayıpların, hüsranların yasını tutarak, onlardan ve bozulan her ilişkiden, sevdiklerimizi inciten ve acıtan her şeyden kendimizi de sorumlu sayarak insan oluruz,”[15] diye eklediği tabloda diyeceklerimi tamamlıyorum:

Koca bir dağ oldu Özkul ve bu defa gerçekten “Perde” dedi!

Aç kapıyı Veysel Efendi, Mahmut Hoca ışıklar içindeki öğrencilerinin yanına gidiyor…

 

12 Şubat 2018 14:58:56, İstanbul.

[1] Kaldıraç, No: 202, Mayıs 2018…

[2] Paulo Coelho.

[3] “Daha Önce Bilmediğiniz Yönleriyle Münir Özkul”, Hürriyet, 28 Ekim 2015… http://www.hurriyet.com.tr/daha-once-bilmediginiz-yonleriyle-munir-ozkul-roportaj-40007161

[4] Kazım Ataer, “Münir Özkul’un Ardından… ‘40 Sene Bu Millet Bakmış Bana, Bu Mutlulukların En Büyüğü’…”, Hürriyet, 7 Ocak 2018… http://www.hurriyet.com.tr/munir-ozkulun-ardindan-40-sene-bu-millet-bakmis-bana-bu-mutluluklarin-en-buyugu-40702216

[5] Ayşegül Yüksel, “Dokunaklı Tiradların Aktörü ‘Perde’ Dedi”, Cumhuriyet, 9 Ocak 2018, s.15.

[6] Zeynep Oral, “Yaşam Dediğin, Biraz İniş, Biraz Çıkış ve Koskoca Bir Heves”, Cumhuriyet, 7 Ocak 2018, s.15.

[7] “Ben ortaokuldayken; Türkçe hocamız tahtaya konuşanları değil, konuşmayanların ismini yazdırdı. Ve bir gün derste şöyle bir şey demişti: ‘Çocukları konuşturmazsan, konuştuğu için cezalandırırsan gelecekte ya hiçbir olaya tepki vermeyen cesaret edemeyen bir halk yaratırsın. Ya da konuşmadığı ve kendisini ifade edemediği için, her şeyi zorbalıkla hâlletmeye çalışan bir halk yaratırsın,” diyen Münir Özkul; 1983 yılındaki bir söyleşisinde de şunları ifade etmişti:

“Toplumla çok güç anlaşıyorum. Benim gibi toplumla güç anlaşan insanlara ilgi duyarım. Bunun en sivri en tipik örneklerine meyhanelerde, akıl hastanelerinde ve sanat çevrelerinde rastlanır. Onun için akıl ve ruh hastanelerine daima sempati duymuşumdur. Akıl hastaneleri en özgür olduğum her şeyi objektif olarak görebildiğim tek yerdir. Orada rahat ederim. Kafam art arda gelen bir sürü problemi çözebilecek yapıda değildir. Orada bütün problemlerimi bir sıraya koyar çözerim. Hatta bir süre ziyaretçi bile kabul etmem…”

[8] Hayati Asılyazıcı, “Darbecilerin Tehditlerine Rağmen Tiyatroyu Nasıl Sürdürdü?”, İnsancıl, Yıl:28, No: 331, Şubat 2018, s.15-17.

[9] Ayşe Emel Mesci, “Repliklerimiz Fısıldaşır Dururlar”, Cumhuriyet, 15 Ocak 2018, s.15.

[10] Berrin Taş, “Cengiz Gündoğdu ile ‘Karar 71’ Üzerine Söyleşi”, İnsancıl, Yıl:28, No: 331, Şubat 2018, s.52.

[11] Aslında bir nevi ‘Hababam Sınıfı’ değil mi, yaşadığımız dünya da? Her zaman bir ‘Mahmut Hoca’mız yok mudur güvendiğimiz? Ve Kemal Sunal’ın canlandırdığı afacan delikanlıları her zaman ‘Mahmut Hoca’lar korumaz mı? Adile Naşit’in saçtığı sevgi ve hoşgörü rüzgârları, hepimizi etkilemez mi? Gözlerimiz gerçek hayatta da Şener Şen’leri, İlyas Salman’ları aramaz mı?”

Rıfat Ilgaz’ın ünlü ve hiç eskimeyen ‘Hababam Sınıfı’ yapıtı ilk kez ‘Ulvi Uraz Tiyatrosu’nda oynandı. ‘Ulvi Uraz’ın sahneye koyduğu oyun gerçekten bir tiyatro olayıydı. ‘Hababam’ filminden bildiğimiz bütün karakterler ‘Ulvi Uraz Tiyatrosu’nda canlandırıldı (1966). Metin Akpınar, Zeki Alasya, Ahmet Gülhan, Suzan Ustan, Ali Yalaz, Ulvi Uraz ve Zihni Küçümen ‘Hababam Sınıfı’nda rolleri paylaşıyorlardı. Rıfat Ilgaz’ın ünlü ‘Hababam Sınıfı’nın filmi Ertem Eğilmez’in yönetmenliğinde sinemaya uyarlandı (1974). Münir Özkul, Adile Naşit, Tarık Akan, Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Feridun Şaylı, Cem Gürdap, Ahmet Arıman, Cengiz Nezir, Bülent İğdiroğlu gibi isimlerin oynadığı film 1 Nisan 1975’te vizyona girdi ve yirmi sekiz hafta vizyonda kalarak gişe rekorları kırdı. Yirmi sekiz hafta vizyonda kalması ve gişe rekorları kırmasıyla sinema tarihimizde bir ilki gerçekleştirdi. (Hayati Asıl Yazıcı, “Bir Efsaneydi Münir Özkul”, 7 Ocak 2018… https://www.aydinlik.com.tr/bir-efsaneydi-munir-ozkul-kultur-sanat-ocak-2018-2)

[12] “Münir Özkul’u Uğurluyoruz”, Hürriyet, 7 Ocak 2018… http://www.hurriyet.com.tr/munir-ozkulu-ugurluyoruz-40702181

[13] Oklan Özyurt, “Aktör Dediğin Nedir ki?”, Sabah Pazar, 7 Ocak 2018, s.4.

[14] Ayşe Arman, “Babam Kadar İçi Dışı Bir, Hesapsız Bir İnsan Tanımadım”, Hürriyet, 4 Şubat 2018… http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ayse-arman/babam-kadar-ici-disi-bir-hesapsiz-bir-insan-tanimadim-40730715

[15] Erdoğan Özmen, Vazgeçemediklerinin Toplamıdır İnsan, İletişim Yay., 2017.

Ziyaretçilerimiz, yaptığı yorumlardan kendileri sorumludurlar.

%d blogcu bunu beğendi: