Turhan FEYİZOĞLU: “EN İYİ DÖVÜŞEN ve SİLAH SIKAN SANATÇI” EŞREF KOLÇAK

 Turhan FEYİZOĞLU

  

 Türk bir baba ile Kafkas kökenli Çerkes bir annenin çocuğu olan Eşref Kolçak, Erzurum’un İspir ilçesine bağlı eski ismi Kızılimaret, şimdiki ismi Gaziler köyünde, 20 Ocak 1927’de doğdu.

Çevresi yeşillikler içindeki Kızılimaret köyü Eşref Kolçak’ın dedesinin öncülüğüyle kurulmuştur. Eşref Kolçak’ın babası Harun Kolçak, 17 yıl Rusya’da çalışmış. Orada annesi Hateme Hanım ile tanışmış ve evlenmişler. Bu evlilikten İskender ile Eşref dünyaya gelmiş. Eşref, köyünde okul olmadığı için İspir İlkokulu’na beş kilometrelik yolu yürüyerek gider, geri dönerdi. Arkadaşlarıyla top oyunu oynardı. Okulda iken halk oyunları meraklısıydı ve temsillere çıkardı.

Üçüncü sınıfa kadar İspir İlkokulu’nda okudu. 1938 yılında iki kardeş, Erzurum’a giderek Cumhuriyet Ortaokulu’nu bitirdi. 

Yazın tarlada, bahçede çalışırdı. Doğduğu köy, Çoruh nehrine yakındı. Orada balık tutmayı severdi. Bu alışkanlığını, sonra, İstanbul’da da bir kayık alarak devam ettirdi. Babası Harun Bey, İspir’de fırıncılık yapıyordu.  Ama işleri ters gitti. Fırını satan baba Harun Bey, ilk önce Erzurum’a gitti. Orada da işleri iyi gitmedi. İstanbul’da akrabaları vardı. İstanbul’a gitti.  Eşref Kolçak ise İstanbul’a 1941 yılında gidebildi.

eşref kolçak ile ilgili görsel sonucu

Kolçak ailesi, Süleymaniye Camii’nin alt tarafında Haliç’e bakan bir evde oturmaya başladı. Harun Bey, yol inşaatlarında taşeronluk yapıyordu.

Eşref Kolçak, Sultanahmet Sanat Enstitüsü Tesviyecilik Bölümü’nde okumaya başladı. İlk önce baba Harun Bey vefat etti. Anne Hateme hanım da, 1947 yılında vefat etti. 

Babasının  ölümü üzerine, ailenin çektiği geçim sıkıntısı nedeniyle Eşref Kolçak’ın öğrencilik hayatı uzun sürmedi. Okulun ikinci sınıfından ayrılmak zorunda kaldı. Kunduracılığı az çok biliyordu. Yaz tatillerinde çalışmıştı. Okuldan ayrılmak zorunda kaldı ve Çarşıkapı’da bir kunduracı atölyesinde çalışmaya başladı. İşyeri sahibiyle arası açılınca kendi başına kundura tamirciliği yapmaya başladı. Ardından marangozluk, boyacılık, Bakırköy bez fabrikasında dokumacılık, amelelik, gazete satıcılığı, Mercan’da demir ve eşya fabrikasında tesviyecilik yaptı. 

O dönem, Halkevleri’nde sanat faaliyetlerine çok önem veriliyordu. Daha sonra, tiyatro ve sinemada başarılı olmuş bir çok genç buralarda yetişmişti. Eşref Kolçak da, Halkevi’nde sahneye çıkmaya başlamıştı. Ayrıca, CHP’nin yürüttüğü sanat faaliyetleri de vardı. 1943 yılında Küçükpazar  CHP lokalinde sanat faaliyetlerine katıldı. Burada da çalışmalar yapıyordu. Skeçlere çıkıyor, piyeslerde rol alıyordu.

1944 yılında, bir gün, gazetede bir ilan okudu. “Atillâ Revü Opereti” aday dansörler arıyordu. Mehmet adlı arkadaşı ile oraya başvurdu.  

19 yaşında, Ses Tiyatrosu’na figüran olarak girdi. Ses Tiyatrosu , yıllar sonra “Dormen Tiyatrosu” olarak hizmet verdi. Tiyatroda rol vermediler ama dansör olarak görev verdiler.  Ders öğretmeni Jak Biçaçi ile Roberto Loranzo idi. 3,5 ay bedava çalışır. Kafkas gelini olan annesinden Kafkas oyunlarını çok iyi öğrendiği için dans eğitiminde zorlanmaz. Daha sonra günde iki lira almaya başlar. Bu daha sonra, günde 7,5 liraya yükselir.

Ä°lgili resim

Ses Tiyatrosu’nun yaklaşık seksen elemanı vardı.

Eşref Kolçak, Toto Karaca, Afif Yesari, Sezer Sezin, Yılmaz Duru, Mualla Kaynak, Nevin Aypar, İsmet Görken ve Mehmet Özekit, Ses Tiyatrosu Balesi’nin en kabiliyetli elamanlarıydılar. Eşref Kolçak, Ses Tiyatrosu’nda baş dansördü. 

Eşref Kolçak’ın Atillâ Revü Opereti”nde oynadığı ilk oyunu “Değişen Dünya” adlı bir operetti. 

Eşref kolçak ile Yılmaz Duru’nun birlikte oynadıkları ilk operet “Van Kedisi” idi. “Serhoş Mehtap”, “Ayşe”, “Sving Fatma”, “Kuyruklu Yıldız”, “Kadınlar Adası” operetleri içlerinde en önemlileri idi.

Maksim Tiyatrosu’nda dansör olarak çalıştı.  Bir vakitlerin en çok bilinen gazinolarından “Turkuvaz” adlı gazinoda da dans eden Eşref Kolçak, ayrıca, Türkiye’nin değişik bölgelerine giderek bu sanatlarını icra ederek yaklaşık 7 sene bale ve dansörlük yaptı.

O dönem yönetmen yardımcısı olan Şinasi Özonuk, Eşref Kolçak’ın arkadaşıydı ve ilerde film çevirmeyi düşünmektedir.

1945 yılının ilk ayında, Sami Kâzım Koray’ın yönettiği Ses Tiyatrosu’na transfer oldu.  

Eşref Kolçak, bu arkadaşının yardımıyla 1945 yılında, “Son Gece” adlı filmde bir Alman askerini, 1947’de de Cahide Sonku’nun “Fedekâr Ana” filminde Aliye Rona’nın oğlunu oynadı.

Böyle küçük roller alarak bir çok filmde figüranlık yapan Eşref Kolçak’ın “Fedekâr Ana” filmindeki başarısı ve rol yeteneği  yönetmen tarafından olumlu görüldü. Bunun sonucu olarak iyi bir rol almaya çalışırken askere gitmek zorunda kaldı.

1919-1951 yılları arasında askerliğini Beşiktaş Yıldız’daki Yurtiçi Bölge Komutanlığı’nda, Beyoğlu Askerlik Dairesi’nde yazıcı olarak yaptı. Yassıviran 83. Piyade Alayı’ndan terhis oldu. 

1.80 boyunda, 70 kiloda, kumral, buğday tenli ve kahverengi gözlü olan Eşref Kolçak, askerlikten gelince yine Tepebaşı Ses Tiyatrosu’nda çalışmaya başladı.

İskenderun’da turnede iken arkadaşı Şinasi Özonuk, bir telgraf  çekerek hemen İstanbul’a gelmesini ister. 

1951 yılının son aylarında, dönemin en ünlü kadın artisti Neriman Köksal ile “Affet Beni Allahım” adlı filmde oynadı. Bir polisiye filmiydi. Bu film onun için dönüm noktası olmuş, baş rol oyuncusu olmuştu. Filmin rejisörü Şinasi Özonuk’tu.

Hemen ardından “Çılgınlar Cehennemi” filminde baş rol oynadı. Bu filmde baş kadın oyuncu Benli Belkıs idi.

Üçüncü filmi, 1954’te Memduh Ün’ün yönettiği “Yetim Yavrular” idi.  

İŞİNDE TİTİZDİ

İşinde titizdi ve bazı kuralları vardı. Yaptığı işi çok sevdiği için uyumayı çok sevmezdi. Rolünü iyi yapabilmek için çok çalışır sete öyle giderdi. Oynayacağı rollere uygun konuları içeren kitapları alır okurdu.  

İşini en iyi şekilde yapmaya çalışırdı. Yaptığı bir açıklamada, “Daima hissederek oynarım, kendimi tamamen rolüme veririm, o karaktere bürünürüm” demişti.

Randevularına sadıktı. Ara sıra içki içerdi ama oda evinde. Eskiden en sevdiği sigara “Bahar“ sigarasıydı.

Alçak gönüllü ve kibardır. Dini inancı sağlamdır. Ramazan ayı geldiğinde orucunu kesinlikle tutardı. Öyle ki, ramazan ayında çalışmazdı. Bir çok film teklifini bu nedenle reddetmiştir. Dostlarını iftar yemeğine davet eder. İstanbul’un bütün camilerini dolaşarak namaz kılar. Elinden tesbihi eksik olmazdı. Gece hayatı yoktur.

Misafirliğe ender olarak gider. 1961 yılında kendisi ile yapılan bir söyleşide, “Çok arkadaşınız var mı?” sorusuna, “Hayır. Hayatta tecrübem yokken bir çok insanla arkadaşlık yapmıştım. Çok geniş bir çevrem vardı. Fakat gün geçtikçe insanları daha iyi tanıdım… Şimdi çok seyrek az miktarda arkadaşım var” demiştir. “İnsanlara güvenir misiniz?” sorusuna da, “İnsanına göre” diye karşılık vermişti. 

İçine kapanık bir ruh dünyası vardır. Çekingendir. Olur olmaz resim çektirmekten hoşlanmaz. Gazete ve dergilerde yabancı sinemaya çok yer verildiğini, Türk sinema sanatına yeterince yer verilmediğini söyleyerek şikayet eder.

Meslek hayatında unutamadığı bir anı olarak şunları anlatmıştır:

“Affet Beni Allahım, filminde idi. Elime paslanmış, kocaman bir Fransız toplusu verdiler. Öyle bir tabanca ki, horozu evvelden kaldırmazsam, ateş etmesi imkânsız görünüyordu. Rol icabı, birden dönüp, arkamdan gelen adama ateş edecektim. Sahne, gerçek görünsün diye, topluya 5’de kurşun konmuştu. Ben, horozu kaldırmadan, tabancayı belime sokmuştum. Birden rejisör ‘Motor’ diye emir vermez mi?. Mecburen dönüp, elimi belime attım. Parmağım nasıl tetiğe girdi, o paslı tabanca nasıl ateş aldı, anlamadım: Güm… diye bir ses duyuldu. Kurşun pantalondan dışarı, duman da paçamdan çıktı. Kimsede bet beniz kalmadı. ‘Şeytan ateşlemesi’ derler ya, ne zaman elime tabanca alsam, o sahnenin korku ve şaşkınlığını hatırlar, gülerim.”

eşref kolçak ile ilgili görsel sonucu

SİNEMADA KAVGALARIM  

1960’lı yıllarda, Eşref Kolçak  filmlerde “En İyi Dövüşen ve Silah Sıkan Sanatçı” olarak biliniyordu.

1962 yılında, “Yakışan Roller” başlığıyla Eşref Kolçak için şu roller uygun bulunuyordu:

 “Oyuncu olarak her nevi kompozisyonu rahatça verecek kıratta bir aktördür. Fakat fizik görünüşü itibariyle Eşref Kolçak’ın bugüne kadar  çevirmiş olduğu filmlerin hemen hemen hepsi vurdulu kırdılı filmlerdir. Film seyircisi Eşref Kolçak’ı öyle tanımış, öyle sevmiştir. Sokakta çocukların birbirleriyle kavga ederken ‘Ben Eşref Kolçak gibi yumruk atarım’ dedikleri sık sık işitilmiştir. Gerçekte Eşref Kolçak bugün bir aşk filmini başarıyla götürebilecek özellikte oyun kabiliyetine sahiptir. Halk onun kavgasını sevmiş, hep vurdulu kırdılı filmlerde oynamasını istemiştir. Belkide bunun sebebi prodüktörlerin Kolçak’ı seyirciye başka türlü bir kompozisyonda çıkartmak istememekte ısrar edişleridir.”  

Kendisinin sürekli “vurdulu-kırdılı” filmlerde oynadığı rollerden anılmasından rahatsız olan Eşref Kolçak, Nisan 1961’de, “Sinemada Kavgalarım” başlığıyla bir yazı yazmıştır. Bu yazı aynen şöyledir:

“Ben, gerçekte dövüşü hiç sevmeyen, kavgadan nefret eden bir adamımdır. Ama geçenlerde oturup hesap ettim. Şimdiye kadar beyazperdede dövüştüğüm insanların sayısı 1.000’i geçiyor. Tabii, bunların hepsini ben dövmüş değilim. Bu ara en az 200 kişiden hatırı sayılır derece dayak yemiş bulunuyorum. Bu kavga sahnelerinde bazen o kadar kendimden geçmiştim ki, iki defa sahiden hastanelik oldum. Bir defasında onbeş gün bir hastanede sargılar içinde yattığımı hatırlıyorum. Benden dayak yiyen insanlar arasında Sadettin Erbil, Kenan Pars, Ahmet Tarık Tekçe birinci planda göze çarpar. Ama, beni hangisi hastanelik yaptı, inanır mısınız bilmiyorum. Şimdiki halde Saadettin Erbil yapamaz, diyorum. Çünkü, hassas bir çocuktur Saadettin. Kenan Pars karıncayı ezmekten korkar. Ahmet Tarık Tekçe dünyanın en uysal adamıdır. Sakın, kendi kendimi dövmüş olmayayım?

Onu bırakın siz. Geçenlerde bir mektep arkadaşıma rastlamıştım. Birlikte geçen günler, hâtıralar canlandı gözümüzde. Bana:

-Yahu dedi. Bizimki senin filmlerinin hastası. Geçenlerde Kadıköy’de gene bir filmin oynuyormuş. O gün erken dönmüştüm işten eve. Üstelik halk günü imiş de. Tutturdu, illâ sinemaya gideceğiz diye. Çaresiz gittik. Ben senin artist olduğunu bizim çocuklardan işitmiştim ama, herhangi filmini görmekte nasip olmamıştı. O filmde müthiş bir kavga sahnesini seyredince bizim hanıma beraber geçmiş çocukluk günlerimizi anlattım. ‘O’ dedim, değil adam dövmek, sinek öldüremezdi çocukluğunda. Bunların hepsi numara be! Benim bildiğim Eşref kavga ederdi ama, birini altına aldığı halde sadece yumruğunu havaya kaldırır ve şöyle söylerdi: ‘Vurayım mı? Ha, söyle: Vurayım mı?’. Ama o yumruk kimsenin suratına inmezdi. Ve hayret dolu bakışlarını gözümden ayırmaksızın şunu sordu:

Eşref, sahiden mi kavga ediyorsunuz filmlerde?

Evet, dedim, Bazen kendimizden geçeriz. O zaman savrulan yumrukları gör sen! Bu kadarı çocukluk arkadaşımı güldürmeğe yetmişti:

-Öyleyse, diye cevap verdi. Bu kavga sahneleri meydana gelinceye kadar yediğin dayağın haddi hesabı yoktur. Çünkü sen, yumruk yemedikçe kavga etmezsin de. Bu vesile ile arkadaşıma verdiğim cevabı, konumuzla ilgili olduğundan size de nakledeyim: İlk filmimi rejisör Şinasi Özok’un idaresinde çevirmiştim. Beni meşhur eden film de buydu zaten. Bilindiği üzere polisiye filmlerde Şinasi’nin üstüne yoktur. Beni sert bir tip olduğumdan jön olarak seçmiş. İlk kavga sahnem bu filmdedir, diyebilirim. Arkadaşın söylediği gibi, bu filmde rejisörün ve kendimin beğendiği kavga sahnesini meydana getirene kadar bir hayli dayak yedim. Sonra, nasılsa bu kavga sahnelerine alıştım. Ama hayatta kavgacı insan olduğumu zannetmeyin. Nerede kavga varsa, orada Eşref Kolçak yoktur, haberiniz olsun!”. 

Kavga sahnelerinde kazalar çok sık yaşanır.

“Şoför Ahmet” filminde Eşref Kolçak, 98 kiloluk Mustafa Dağhan’ın çenesine yumruk atacaktır. Ne yazık ki yumruk çenenin dibinden geçmez ve Dağhan’ın tam çenesine isabet eder. Mustafa Dağhan hemen hastaneye kaldırılır ve patlayan dudağına dikiş atılır.

“Dağlar Aslanı” filminde Eşref Kolçak, filmin bazı sahnelerinin çekildiği Vize’nin Kızılağaç köyünde, Sait korur isimli oyuncu içine mumlu barut doldurulmuş tabancasını yakın mesafeden ateşlediğinde Eşref Kolçak, gözünden yaralandı.    

Eşref Kolçak’ ile başlatılan bu “vurdulu-kırdılı” film furyası daha sonra Yılmaz Güney ile sürdürülecekti.

Eşref Kolçak, bir söyleşisinde şunları söylüyordu:

“Anadolu’yu çok dolaştım. Tüm olarak değişik bir seyirci vardır Anadolu’da. Kendinden olmayanı kabul etmiyor. Bu nedenle sanat hayatında her zaman seyircimi düşündüm. Senaryo okumadan rol kabul etmem. Maddi yönü ikinci planda tuttum daima.”

TÜRK SİNAMASININ GERÇEK OYUNCUSU

Eşref Kolçak, sayısız ödül almıştır.

“Artist” dergisi, Eşref Kolçak’ı 1963 yılında sinema dünyasında “Yine Kral” olarak  okuyucusuna sunmuştu.  

İlk ödülünü, 1961 yılında  yapılan “İstanbul Belediyesi Sanat Festivali-İkinci Türk Filmleri Yarışması”nda “En Başarılı Erkek Oyuncu” seçilerek almıştı. Eşref Kolçak, bu ödülü “Namus Uğruna” filmindeki oyunu ile almıştı. Ödül töreni Yeni Melek Sinema salonunda yapılmıştı. Karısı Özcan Hanım ile ödül törenine katılan Eşref kolçak, ödülünü alırken en çok alkışlanan sanatçıydı. Filmde Peri Han ile oynamıştı. Filmin rejisörü Osman Seden’di.

1963 yılında, yazar-senaryocu-rejisör Tarık Dursun Kakınç’a, “Türk Sinemasında gerçek anlamda bir oyuncu var mı?” sorusuna şu yanıtı veriyordu, “Var. Eşref Kolçak, Ahmet Mekin, Muhterem Nur.”

Tarık Dursun Kakınç, sinema dünyasına “Düşman Yolları Kesti” senaryosu ile girmişti. Bu filmin baş rol oyuncusu da Eşref Kolçak’tı.

1963 yılında baş rol oynadığı “Korkusuz Kabadayı” filminin rejisörü de Tarık Dursun Kakınç, senaryo yazarı: Cengiz Tuncer, baş rol kadın oyuncusu da şair Attila İlhan’ın kızkardeşi Çolpan İlhan’dı.

  1. Antalya Film Festivali’nde verilen “Yıldırım Önal Anı Ödülü” 2003 yılı Ekim ayında Eşref Kolçak’a verildi.

2003 yılında, ayrıca, 50 yıllık gazeteci ve film sanatçıları ödüllendirildi. Ödül alan film sanatçılarından birisi de Eşref Kolçak’tı.

İÇİM HOP ETTİ

Karısı Özcan Hanımı kaçırarak evlenen Eşref Kolçak, karısı ile nasıl tanıştığını ve evlendiğini şöyle anlatmıştır:

“İlk defa karıma aşık oldum. Süleymaniye’deki evimizin bulunduğu mahallede idi. Evlerimiz sırt sırta vermişti. Hanımın evi, bizim fakirhaneden 6-7  metre kadar yüksekte kalıyordu. Ben dama çıkardım, hanım balkona. 2,5 yıl böylece Romeo-Jülyet’vari bir aşk devam etti. Halbuki o, 15 yıl önce, sokakta saçlarını okşadığım küçük bir kızdı. Bu hareketim, bir çocuk okşamanın masum çerçevesi içinde kalmıştı. Bir müddet sonra onu karşımda birden serpilip gelişmiş, koca bir kız halinde görünce, ne yalan söyleyeyim, içim bir ‘hop’ etti. Her şey de o ‘hop’ etmeden sonra başladı…Hemen evlendik. Yalnız, derdim ki kendi kendime, benim karım kedi kadar yırtıcı, ceylân kadar munis olsun. Çok bilmiş kadından korkardım. Allah gönlüme göre verdi.

Bizim ailede ben dahil herkes kız kaçırarak evlenmiştir. Bu kız kaçırıp evlenme, bizim Kolçak ailesinin özelliğidir. Niye? Bilemem. Ama, iki seven kişinin anlaşıp, kaçması gerçekten çok güzel bir şey bence. Heyecanı da bambaşka.”

27 Nisan 1954 yılında evlendi. 

Evlikleri sinemaya hayatına da zaman zaman yansımıştır.  

Örneğin, 1961 yılında, “İki Kardeşin Masum Hikayesi” filmi için mukavele imzalamıştı. Masum kız rolü için film şirketi Leyla Sayar’ı oynatacaktır. Eşref Kolçak, o dönem vamp kadın rollerinde sıkça görülen ve aşk hayatı ile sürekli gündemde olan Leyla Sayar’ı “masum kız” rolü için uygun görmez. Film şirketinin Leyla Sayar da ısrar etmesi üzerine imzaladığı mukaveleyi fesheder ve o filmde oynamaz. Leyla Sayar ile oynamamasının nedeni aslında karısı Özcan Hanımın istememesidir.

Eşref Kolçak, “Evlilikte en mühim şey anlaşmaktır” diyordu bir söyleşisinde. Herhalde bunun için evlilik hayatı dedikodusuz, mütevazi bir biçimde geçmiştir. Süleymaniye’deki komşularının kızı Özcan’ı “Çerkez usulü at terkisi” hikayesi biçiminde kaçırarak evlenmiş, bir oğlu olmuştu. Ölen babası Harun’un ismini oğluna verdi. Oğlu Harun Emin Kolçak, daha sonra ünlü bir şarkıcı olarak karşımıza çıkacaktı. Saint Benoit Lisesi’nde okuyan Harun Emin Kolçak, 19 Temmuz 2017’de prostat kanseri hastalığından öldü.

Eşref Kolçak ile Özcan Kolçak’ın bir çocukları daha olacaktı ama ameliyat sırasında bebek ölmüştü. Ölen sarışın bir kız bebeğiydi.

Aile, bu olaydan çok etkilenmişti. Eşref Kolçak, uzun süre filmlerde rol alamadı.  Bebek için hazırladıkları takımları Darülaceze’ye bağışladılar.

1960’lı yıllarda, bir süre, Tepebaşı Caddesi Mehmet Pehlivan Sokağı 6 numaralı evde oturmuştur.

1963 yılında, Fatih’te Eskiali durağından sola sapıldığında bulunan Akşemsettin Caddesi’nde bir ev satın aldı.  

Eşref Kolçak, işine titizliği konusunda başından geçen bir olayı şöyle anlatmıştı:

“Adam, film işletmecisi. Beni çağırdı. Metresiyle birlikte film çevirmemi istedi. Ben daha kamera karşısında durmasını bile bilmeyen bir kadınla oynamayı kesinlikle reddettim. Kızgın filmci de beni boykot etti. Çalıştığı bölgeye benim hiçbir filmimi sokmayacağını söyledi. Sokmadı da. Hemen hemen her gün, aleyhimde yalan haberler yayıldı. Maksat beni gözden düşürmekti. Ben zaten seks furyasının sürdüğü bir ortamda film yapmazdım. Yapmadım da. Çünkü, ben aile kavramına saygılıyım. Hayranlarımdan ve aile babalarından aldığım mektuplar da bunu gösteriyordu. Birçok anne-babanın bana gönderdiği mektupları hâlâ saygıyla saklıyorum. Bu mektupların çoğunda, ‘Eşref Bey, sizin oynadığınız filmlerin hepsine çoluk çocuğumuzu korkmadan gönderebiliyoruz. Çünkü siz filmlerinizde bile ahlakı temsil ediyor, aile kavramına her zaman için saygılı davranıyorsunuz’ diye yazıyor. Oysa, gün geldi, Türk sineması aileye kapatıldı. Aileler seks furyası yüzünden, sinemaya adım atamaz, çoluk çocuklarını da gönderemez oldular. Bu ise Türk sinemasına bir ihanetti. Sinema diye bir şeyin olmadığı ortamda ben, Türk sinemasına yıllarını vermiş bir Eşref Kolçak olarak, niçin seyircime ihanet edeyim?. Şimdi yaptığım gibi hoşuma giden senaryo olursa, o filmde oynuyorum. Ama, baba rolü oynuyorum. Önemi yok bunun. Önemli olan roldür.”

EŞREF KOLÇAK’IN YANINDA OTURURKEN GAYRİ İHTİYARİ AYAKLARINI DÜZELTİRSİN

Eşref Kolçak’ın rol aldığı yüzlerce filmden bazılarının isimleri şöyledir:

“Kanlı Pazar”, “Mekansız Kurtlar”, “Kaderin Önüne Geçilmez”,  “Åffet Beni Allahım”, “Namus Uğruna”, “Kanlarıyla Ödediler”, “Düşman Yolları Kesti”, “Çılgınlar Cehennemi”, “Korkusuz Kabadayı”, “Kin”, “Yetim Yavrular”, “Zeynebin İntikamı”, “Yangın”, “Bir Şoförün Hatıra Defteri”, “Kumpanya”, “Hayatım Sana Feda”, “Aşk Bekliyor”, “Ayşecik-Şeytan Çekici”, “Gece Kuşu”, “Yalnız Efe/ Dağlar Bulutlu Efem”, “Düğün Alayı”, Şehir Yıldızları”, “Ceylân Emine”, “Öksüz Ayşe”, “Civan Ali”, “Beklenen Bomba”, “Sokak Çocuğu”, Zeynebim Zeynebim”, “Dağlar Şahini”, “Beş Kardeştiler”, “Rüzgarlı Tepe”, “Yarın Bizimdir”, “Hancının Kızı”, “Boş Ver Doktor”, “Dağların Aslanı İnce Memet” , “Unutulmayanlar”, “Tek Başına”, “Berlin in Berlin”. 

Günümüzde, çeşitli nedenlerle Türk Sineması’nda çekilen film sayısı eskisine göre giderek azaldı. Bu nedenle sinema oyuncuları ister istemez başka alanlara yöneldiler. Eşref Kolçak, bu dönemde, reklamlarda çalıştı. Fotoromanlarda rol aldı. Rol aldığı fotoromanlardan birinin adı “Yılmayan Adam” idi.

Özel televizyon kanallarının artmasıyla bir çok dizi filmde oynadı.  2004 yılında, “Yadigar” adlı TV dizisinde Nebahat Çehre, Ediz Hun, İzzet Günay, Nedret Güvenç, Ekrem Bora, Suzan Avcı, Kamuran Usluer, Suna Selen, Aydemir Akbaş ile birlikte rol aldı.

2004 yılında, “Kınalı Kar” dizisinde oynadı.

Öztürk Serengil, “Yeşilçam’ı Benden sorun” adlı anı kitabında, şöyle bir değerlendirme yapmıştır:

 “Yeşilçam’da adam gibi adamlar vardı. Şimdi geriye kimler kaldı acaba bu adamlardan?… Ekrem Bora, Eşref Kolçak. Yanlarında otururken gayri ihtiyari ayaklarını düzeltirsin.” 

gunlukbakis

gunlukbakis

2017 Temmuzunun ikinci yarısında başladığımız yayın hayatımızda, giderek yükselen bir grafik çizme hedefindeyiz....

Ziyaretçilerimiz, yaptığı yorumlardan kendileri sorumludurlar.

%d blogcu bunu beğendi: