TURHAN FEYIZOĞLU: KALEMLER VE KILIÇLAR

Pirtûk û Wêje: Edebiyat ve savaş hakkında neler düşünüyorsunuz?

Savaşsız bir tarih yazmak olanaksızdır. İnsanoğlu yaratıldığından beri savaşlar sürüp gelmektedir. İlk savaş Tanrı ve Adem – Havva arasında yasak meyveyi yemekle başladı. O gün bugündür devam ediyor. Sürekli bir barışın olması bana göre kolay değil. Sadece savaşı – savaşları azaltmanın yöntemlerini bulup çaba gösterilmelidir.

tf.jpg

Savaş ve Barış konusunda yazmak kolay değil. İki ucu boklu değnek gibi bir şey.

En örgütlü şiddet ve politikanın yürütülüş biçimlerinden biri olan savaş çok geniş bir kavram olarak kullanılır.

Sınıf savaşı, iç savaş, ekonomik savaş, ideolojik savaş, kimyasal – biyolojik savaş, gıda savaşları, su savaşları, soğuk savaş, veremle savaş gibi. Hatta “Veremle Savaş Derneği” vardır. Osman Nuri Koçtürk, soğuk savaş döneminden sonra yaşananları 1969 yılında yayınlanan “Sessiz Savaş” kitabında belgeleriyle açıklar.

Savaşı savunmak ya da karşı olmak taraflara göre değişir, değişiyor.

Savaş ve Barış denince ilk aklımıza gelen roman Lev Nikolayeviç Tolstoy’un “Savaş ve Barış” romanıdır.

Edebiyatı sadece roman ile sınırlayamayız. Duvar Edebiyatı vardır günümüzde. Bunun en güzel örnekleri 2013 Taksim – Gezi Olaylarında ortaya çıktı.

Don Kişot” romanının yazarı Miguel de Cervantes, İnebahtı Deniz Savaşı’nda Haçlı donanmalarıyla birlikte Osmanlı’ya karşı savaştı, kolundan yaralandı, 1575’te esir oldu, 5 yıl Cezayir’de esir yaşadı.

Aleksandre Sergeyeviç Puşkın  1828-1829’da Osmanlı-Rus Savaşı’na bir sivil olarak katılmış, anılarını “Erzurum Yolculuğu” adlı kitabında anlatmıştır.

Puşkin anılarında Türkler hakkındaki değerlendirmelerinde tarafsız olmaya çalışmıştır. Yazar, Erzurum’un teslim alınma sahnesini, buranın en yetkili askeri komutanın sarayı hakkındaki izlenimleri ve geri dönüşü hakkında epey bilgi verir. Teslim olan Serasker ve bir kaç Paşayla tanıştırılır. Puşkin’in şair olduğunu söylemesiyle burada bulunan Türk Paşalardan birisi kendisine yakınlık hisseder ve şu güzel tespiti yapar: “Bir şairle karşılaşmak her zaman hayırlıdır. Şair, dervişin kardeşidir. Onun ne vatanı vardır, ne de dünya nimetlerinde gözü. Biz zavallılar şan, iktidar ve para peşinde koşarken; o, yeryüzünün hükümdarıyla aynı sırada durur ve herkes onun karşısında saygıyla eğilir.”

Aleksandr Puşkin, eşinin sevgilisi olmakla itham ettiği Georges d’Anthès ile girdiği düelloda vuruldu. 3 gün sonra öldü.

1. Dünya Savaşına pek çok edebiyatçı, sanatçı katılmıştı. Fransız Ravel ünlü bir besteciydi. Boyu kısa olduğu için kamyon şoförlüğüne verdiler onu. Mermi taşıdı cepheye. Ravel’in karşısında Avusturyalılar savaşıyorlardı. Savaşta Avusturyalı ünlü bir piyanist olan Paul Wettgentein de vardı. Çarpışmalarda yaralandı, kolu koptu. Bu durumdan haberdar olan Fransız Ravel, yıllar sonra ‘Sol El Konçertosu’ adlı bestesini yaptı, Avusturyalı piyaniste adadı.

Savaş karşıtı yazar Erich Maria Remarque’in (1898-1970) Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok! romanı vardır. Birinci Dünya Savaşı’nı ve savaşın mutlak kötülüğünü 19 yaşında bir askerin gözünden anlatıyordu. Bombardıman, mermi, mayın, zehirli gaz, tank, makineli tüfek, el bombası. Tüm bunlarla insanlar savaşta birbirlerini katlediyordu. Ölen öleneydi.

Dünya iki büyük emperyalist savaş gördü. Birincisinde 10, ikincisinde 52 milyon insan öldü.

Şocentsuk Aliy adlı Adığe şairi de II. Dünya Savaşına katıldı, esir düştü. Hitler tarafından bir toplama kampına götürüldü orda kurşuna dizildi.

ABD’li yazar Ernest Hemingway Birinci (1917) ve İkinci Dünya (1942-1943) Savaşlarına katılmış, İspanya İç Savaşı’na bulunmuş “Silahlara Veda”, Çanlar Kimin İçin Çalıyor”, “Öğleden Sonra Ölüm”, “Güneş de Doğar” gibi kitaplarını yazmıştır.  Hemingway, 1937 ve 1938 yıllarında İspanya’da “İspanya Toprağı” adlı belgeselini çekerek iç savaşa tanıklık ederek geçirdi.  1957’de Küba’da yaşarken Fidel  Kastro’ya destek verdi. Devrimden sonra Kastro ile bağlantılarını geliştirdi deneyimlerini “Ya Hep Ya Hiç” adlı kitabında anlatan Hemingway, 2 Temmuz 1962 sabahı tıpkı babası, abisi ve kız kardeşi gibi av tüfeğiyle intihar etti.

PİCASSO’NUN GUERNİCA TABLOSUNUN ÖYKÜSÜ.

Yıl 1937. Yer İspanya. Francisco Franco başta ve kanlı bir iç savaş devam etmekte. Franco İspanya’nın kuzeyinde Hitler’e hava kuvvetlerinin yeni silahlarını bu bölgede bulunan, Guernica isimli köy üzerinde deneme izni veriyor. O güne kadar görülmemiş şiddette olan bombalama sonrası Guernica yerle bir oluyor.

Guernica Bombalanması’nın çoğunluğunu Alman hava kuvveti üstlenirken, İtalyan hava kuvvetinin de yardımı olmuş ve kasaba üç gün boyunca yanmıştır. Beş bin nüfusa sahip Guernica’da 1654 kişinin öldüğü ve çok sayıda sivilin yaralandığı kayıtlara geçmiştir. 26 Nisan 1937’de gerçekleşen Guernica Bombanması’nın haberi kısa sürede Paris’e ulaşmış ve Paris’te yaşayan Picasso da memleketindeki bu olayı gazeteden öğrenmiştir.

Picasso’ya göre sanatçı, insanlığın ve uygarlığın en temel değerlerinin yok edilme tehlikesi ile karşı karşıya kaldığı bir savaşta kayıtsız kalamazdı.

Bu nedenle kendi memleketi Malaga’dan yüzlerce kilometre uzaktaki Guernica’da yaşananları bir şekilde ifadeye kavuşturmalıydı. Bir şekilde anlatmalıydı savaşın yıkıcılığını, yaşanan katliamı, bombaların yaktığı ateşte yanan insanlığı. Anlatmalıydı Guernica’yı. Ve bunun için Balzac’ın öyküsünün de geçtiği Rue de Grands Augustins’de kiraladığı atölyede mayıs ayında beyazın yerine adım adım siyah ve gri tonları geçiyordu. Renksiz olacaktı Guernica. Çünkü solgun mavi ölmüştü. Geriye savaşın siyahlığı ve küllerin rengi kalmıştı. Guernica’nın bombalanmasını öğrendiğinde etkisinde kalan Picasso, duygularını resme yansıtmış ve 2 ay kadar kısa sürede tabloyu bitirmiştir. Guernica, yaklaşık 3,5 metre yükseklik ve 7,8 metre genişlik ile dikkat çekici büyüklükte, tuval üzerine sadece siyah ve beyaz renklerde yağlı boya ile yapılmış bir resimdir. Sanatçının resimde kullandığı semboller uluslar arasıdır. Böylece tüm dünyada olan savaşların dili oluyor bu tablo adeta. Guernica’da, acı çeken insanlar ve hayvanlar ile kaos içindeki yıkılmış binalar betimlenmiştir. Tüm sahne bir odanın içindedir, sol tarafta yer alan büyük gözlü boğa, kucağındaki ölü çocuğa ağlayan bir kadının üzerinde durur. Resmin merkezinde acı içinde yıkılmak üzere olan, mızrakla vurulmuş bir at bulunur. Atın altında bir askerin parçalanmış cesedi vardır. Asker, üzerinde çiçeklerin büyüdüğü kırılmış bir kılıç tutmaktadır. Acı çeken atın üzerinde, göz şeklindeki çıplak bir ampül parlamaktadır. Atın sağ üst tarafında, bu vahşi sahnelere tanıklık ederek camdan içeri girmekte olan, korku dolu bir kadın figürü vardır. Kadın, elinde yanan bir gaz lambası taşır. Korku içindeki bir başka kadın sağdan yalpalayarak merkeze doğru ilerlemektedir. Kadın, parlayan ampüle boş gözlerle bakmaktadır. Boğanın, atın ve çocuk için ağlayan kadının dilleri olarak çizilmiş olan hançerler çığlıkları simgeler. Sağ uçta, dehşet içinde kollarını kaldırmış bir adam, yukarıdan ve aşağıdan ateşlerle sarılmıştır. Resmin sağ ucunda, açık bir kapıyla sonlanan siyah bir duvar vardır. Ortada sırtında mızrak olan at, insaniyetin kaba kuvvet karşısında pes edişini sembolize ediyor. Boğanın yanında belli belirsiz gözüken güvercin barışı temsil ediyor ama olanlara ağlamaktan başka yapabileceği bir şey yok. Atın yanına düşmüş sürücünün kırılmış kılıcı yenilgiyi sembolize ediyor. Picasso bir sergisi sırasında; “Bu tabloyu siz mi yaptınız“ diyen bir generale, “Hayır, siz yaptınız“ demiştir. Bazı eleştirmenler Guernica’yı 20. yüzyılın en önemli tablosu olarak görür. En ünlü savaş karşıtı tablo olduğuysa kesin. Guernica, sadece İspanya İç Savaşı’nın vahşetinin değil, modern savaşın neden olduğu ıstırabın da bir simgesi oldu.

FRANSA İHTİLALLERİNE KATILAN JÖN TÜRKLER.

Paris’te öğrenimini yaptığı yıllarda 1848 ihtilali olmuş, o zaman Paris’te okumakta olan Şinasi’de Said Sermedi adlı Arnavut asıllı bir Osmanlı genciyle birlikte Fransız bayrağını Panteon’un kubbesine dikmişti.

Yazar Namık Kemal, “Şu anlaşılıyor ki, ihtilal ve inkilapların Avrupa’da başarı sağlamaları, meğer böyle mümkün olabiliyormuş. Bu yüzden olacak, bizde ulu orta baş kaldıranlar, baş vermekten başka bir neticeye ulaşamıyorlar.” der.

Jön Türklerden Mehmet Bey, Reşat Bey ve Nuri Bey, 1871 Paris Komününde savaşmışlardı.

Yuriy A. Petrosyan, (Sovyet Gözüyle Jön Türkler, sayfa: 78) isimli kitabında, bu konuda şunları yazmıştır:“Mehmet Bey, Reşat ve Nuri, Fransız Ordusuna girdiler ve muharebelere katıldılar. Paris’in ve Paris komününün muhasarası sırasında, her üçü de bazı bilgilere göre şehirde kaldılar ve şehrin savunmasında komünarcılara katılarak aktif olarak çalıştılar.”

Schweiger-Lerchhenfeld adlı yazar “Serail und Hohe Pforte” adlı kitabının Leipzig 1879, sayfa:71-72’de, Fransa-Almanya (Prusya) savaşı başladığı zaman Mehmet, Reşat ve Nuri Beylerin Paris’te kaldıklarını belirtmekte ve “Bir Türk Komüncü… salt bu bile Jön Türkler’in doktrinlerinde yeni bir aşamadır…” diye yazmaktadır.

HİKMET KIVILCIMLI KUVAYI MİLLİYE ÖRGÜTÜNDE KURTULUŞ SAVAŞI VERİYOR.

1919’da İzmir Yunan tarafından işgal edildiğinde gazeteci-yazar Osman Nevres (Hasan Tahsin Recep), işgalci Yunana silahla eteş etmiş kendiside Yunan askerleri tarafından öldürülmüştü.

Gazeteci-yazar Halide edip Adıvar, İzmir’in işgalini kınamak amacıyla 19 Mayıs 1919 Pazartesi günü, Fatih Belediye binası önünde 80 bin kişinin katıldığı bir gösteri yapar. İstanbul’da dükkanlar, beş gün süre ile kepenklerini kapar.

Gösteride yapılan konuşmalarda, Profesör Hüseyin Ragıp, „Hiçbir milletin bize efendi olmasına tahammül edemeyiz“ der. Halide Edip, „Gece en karanlık ve ebedi göründüğü zaman gün ışığı en yakındır. Her gecenin bir sabahı vardır“, der. Profesör Selahattin Bey ise şunları söyler, „Bu asır milliyet asrıdır. Milliyet uyanıyor.“

İşgalci İngiliz kuvvetleri, gösteri alanının üzerinden uçaklar uçurarak halkı korkutmak ister.

Gösteriye katılanlar, Padişah’a bir dilekçe götürülmesini kararlaştırır. Padişaha götürülecek bu dilekçe için Halide Edip ve iki öğrenci görevlendirilir. Padişaha sunulan dilekçe özetle şöyledir:

„Bizi kutsal beşiğimizden, aziz yurdumuzdan yoksun bırakmak isteyenlere, biz, son defa olarak göstermek istiyoruz ki, kalplerimiz çarptıkça burada, Türk elinde yaşayacağız, biz varız ve burada kalacağız.“

Aynı gün, ABD Cumhurbaşkanına da şu telgraf çekilir: „Evet, Reis cenapları Türk ölecektir, fakat hiç bir zaman alçakça değil, şeref ve namuslarıyla ölecektir.“

Gençlik örgütleri tarafından işgale karşı düzenlenen gösteriler, 20 Mayıs 1919 Salı günü, Üsküdar Doğancılar’da, 22 Mayıs 1919 Perşembe günü, Kadıköy’de yapılır.

Doğancılar’da yapılan gösteride  Şair Talat Bey, Ferruh Niyazi Bey, Sabahat Hanım, Muzaffer Bey, Necdet Hamdi Bey, Naciye ve Zeliha Hanımlar konuşma yapar. Konuşmalarda, „Yaşamak için ölmeye yemin ettik, yalnız İstanbul değil, köylüler de ayakta. Köylüler çarıklarını ıslatıyor, kepekli undan yol hazırlığı yapılıyor“ denilir.

Kadıköy’de yapılan gösteride Münevver Saime, Halide Edip Adıvar, Hayriye Melek Hanımlarla Fahrettin Hayri Bey konuşma yapar.

İstanbul’da bu dönem işgallere karşı ve Türklere yönelik soykırımı kınamak amacıyla yapılan en büyük gösteri 23 Mayıs 1919 Çarşamba günü, Sultanahmet Meydanında düzenlenir. Gösteriye kadın, erkek en az 200 bin kişi katılır.

Gösteride Şair Mehmet Emin Yurdakul, gazeteci yazar Halide Edip Adıvar, Süleyman Sırrı, Dr. Fahrettin Hayri, konuşma yapar.

Hikmet Kıvılcımlı, 17 yaşında gönüllü olarak 1919’da Türk Kurtuluş Savaşı’na katıldı, Yörük Ali Efe çetesinde Kuvayı Milliye gönüllüsü oldu, Köyceğiz Kuvayı Milliye Askerî Kumandanlığı görevinde bulundu.

Nazım Hikmet, Kurtuluş Savaşı’na destek olmak Ankara’ya gitmiş daha sonra “Kuvayı Milliye” adlı kitabını yazmıştı.

Savaş bitmesine rağmen ABD, Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine (6 ve 9 Ağustos 1945) atom bombası atıp yüz binlerce kişinin ölümüne yol açtığında en anlamlı şiiri Nazım Hikmet yazmıştır.

“Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.
Hiroşima’da öleli,
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.
Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.

Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.
Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.
Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.”

KSANTOS.

Mustafa Kemal Atatürk: “Kurtuluş ve bağımsızlık ruhunun mayası Ksantos’tan geliyor”, demişti.

Ksantos şehri; Ksantos nehri diye anılan Kocaçay’ın denize döküldüğü yere yakın Patara, Letoon ve Ksantos üçlüsünden bir şehirdir. En son olarak M.Ö. 42 yılında Romalı ünlü Brütüs’e karşı direnen Ksantoslular, yenilip zaferden ümitlerini kesince; daha önce de İranlılara karşı yaptıkları gibi davranıp; kadınlarını, çocuklarını ve mal varlıklarını şehrin ortasına yığdıkları eşyaları ile birlikte ateşe vermişler, kendileri de korkunç yeminler ederek ölümüne savaşa girişmişler ve son fertlerine kadar ölmüşlerdir.

Tarihte şehirlerini ve hürriyetlerini korumak uğruna, şehir halkının tamamının ölümü yeğlediği nadir olaylardandır. Hele hele Ksantoslular gibi bu olayın iki veya üç defa yaşanmış olması belki de hiç yoktur. Yolunuz Fethiye-Kaş sınırındaki bu gün Kınık diye anılan kasabaya düşerse, hemen Ksantos köprüsünü geçince Fethiye’den giderken; Eşen, Gölbent yolunu takip ederseniz soldaki küçük tepede kalıntıları görürsünüz. Burası yukarıda sözünü ettiğimiz özgürlükleri uğruna toplu ölümleri seçen unutulmaz insanların kentidir.

Lenin, Troçki, Stalin 1917 sovyet devrimi’nin başındaydı. Troçki, Kızıl Ordu’yu kurdu. Che ile Kastro, Deniz, Mahir, İbrahim emperyalizmle savaşmak için silahlı savaş başlattı.

TÜRK BARIŞSEVERLER CEMİYETİ.

Türk Barışseverler Cemiyeti Behice Boran, Adnan Cemgil öncülüğünde 21 Mayıs 1950’de kuruldu. 27 Temmuz 1950’de Kore’ye asker göndermelerine karşı çıkan bildiri dağıttıkları için tutuklandılar.

Behice Boran’ın “Edebiyat Yazıları” başlıklı kitabını bulursanız mutlaka okuyun.

Sartre, Fransa’nın Cezayir Savaşı’na (1954-1962) karşı çıkmış Fransa devletine “Sizi suçluyorum” demişti. 121 Fransız aydın bir araya gelerek „121’ler Manifestosu“ adında bir bildirge yayınlayıp, savaşa karşı çıkıp savaş karşıtı faaliyetlerinden dolayı işkence gören, tutuklananları desteklediklerini açıkladılar.

İngiliz düşünür Bertrand Russell ve Fransız düşünür Jean-Paul Sartre’ın öncülüğünde, Vietnam Savaşına karşı çıkmak ve ABD’yi savaş suçlusu olarak yargılamak amacıyla 1966’da „Russell Mahkemesi“  olarak anılan Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi kurulmuş Türkiye’den TİP Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar katılmıştı.

Jane Fonda, Bob Seghers, Joan Baes gibi sanatçılar ile bilim adamı Stefen Hawking gibi duyarlı kişiler Vietnam Savaşına Hayır eylemlerine katılmış ABD’ye baş kaldırmışlardı.

Vietnam savaşı 1965 yılında başlamış 1975 yılında sona ermiştir.

Şair Başbakan Bülent Ecevit, 1974’te Kıbrıs’a askeri çıkartma yaptığında adına “Barış Hareketi” demişti.

BOSNA İÇİN İNSANLIK GİRİŞİMİ

Kore Savaşı sırasında Türk Tugayı’nda yedek subaylık yapan yazar Ahmet Refik Erduran, 1995’te Bosna’ya giderek Sırp faşistlere karşı direniş gösteren Kara Kuğularadlı askeri birliğe katıldı. Gördüklerini Milliyet gazetesinde bir dizi şeklinde yayımladı. Bu söyleşi ve izlenimlerini Bosnalı Samuraylar (1997) adıyla kitaplaştırdı.

Bosna İçin İnsanlık Girişimi” adıyla bir girişim oluşturuldu ve “Bu suçu paylaşmıyoruz, bu vahşetin önüne kendimizi koyuyoruz” şiarıyla hareket edip, amacını özetle şöyle açıkladı:

“Bosna’da işlenen insanlık suçuna karşı, devletlerin ve hükümetlerin aczini veikiyüzlülüğünü aşarak insanlık doğrudan karşı koyma sorumluluğunu taşıyor…Tarih ve toplum özellikleriyle Türkiye, böyle bir girişimi başlatmak için dünyada hem en uygun hem de en sorumlu ülkedir. Bu ülkede yaşayan insanlar olarak biz, Yirminci yüzyılın bu büyük utancına sözün ötesinde karşı koymalı, Bosna halkının yanında eylemli olarak yer almalıyız“

Aralarında Ahmet Refik Erduran, yazar Ataol Behramoğlu, yazar Mustafa Küpçü, sanatçı Cem Karaca,  sanatçı Suavi, İzmirli Hukukçu Sunda Saltuk, Prof. Cem Bahar, Prof. Türkkaya Ataöv, Beşir Ayvazoğlu, Mehmet Güleryüz, ressam Erol Akyavaş, Necdet Konak, Prof. Tahir Hatipoğlu, Prof. Hüseyin Hatemi, Prof. Asay Ataseven, Gülsen Ataseven, Sağlık-İş Genel Başkanı Sayın Mustafa Başoğlu, İhsan Arslan, Zekeriya Gür, İnanç Günay, Ertuğrul Günay‘ın da bulunduğu 74 aydın iç savaşın en şiddetli olduğu bir dönemde Bosna-Hersek’e gitti. Sırpların yaptığı katliamı yerinde gözlemledi, Bosnalılara ilaç-gıda-giysi yardımı götürdü.  Aydınlar, 18- 25 Ağustos 1995 tarihleri arasındaki bu gezi sırasında çeşitli toplantılarda düzenlemişlerdi.

6 Nisan 1992 tarihinden 14 Eylül 1995 tarihine kadar sürmüş olan bir savaştı. Üç yıldan fazla süren bu savaş sırasında 200.000 kadar insan öldü. Bosna Soykırımı olarak da adlandırılan Bosna Savaşı’nı sona erdiren Dayton Anlaşması, Paris’te 14 Aralık 1995’te imzalandı.

“Bosna Kasabı” olarak anılan Hırvat general Slobodan Praljak (72), İnsanlığa karşı suç işlediği ve tarihî Mostar Köprüsü’nü yıktırdığı gerekçesiyle 29 Kasım 2017’de Hollanda’nın Lahey şehrinde Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (ICTY) yargılanan ve 20 yıl hapis cezasının onaylandığını duyunca zehir olduğu belirtilen bir sıvıyı içerek hayatını sonlandırdı.  Bosna İç Savaşı’ndan önce yazar ve film yönetmeni olarak tanınan Praljak, aynı zamanda Mostar’da da dâhil olmak üzere çeşitli tiyatroları yönetmiş. 1991’de patlak veren içsavaşın ardından dönemin Hırvat lideri Franco Tudjman’ın dikkatini çeken Praljak, onun danışmanı olarak Hırvat ordusuna katılmış.

IRAK ve SURİYE İÇ SAVAŞLARI

21. yüzyılın en katliamı Suriye’de yaşanıyor. İç savaş sekiz yıldır devam ediyor. Suriye’de 12 tane ABD askeri üssü vardır.

Ankara Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nin 6 Ekim 2012 Cumartesi günü düzenlediği etkinlikte birçok yazar okurlarıyla buluştu ve kitaplarını imzaladı. Etkilikte yer alan yazarlar ülkede esen savaş rüzgarlarına karşı ise imza metni oluşturarak “savaş insanlık suçudur, karşı çıkıyoruz” dedi.

20 Ocak 2018’de Türkiye’nin Suriye’ye başlattığı hareketin son bulması talebiyle aralarında eski bakan, milletvekili, yazar, yönetmen, oyuncu, senarist, gazeteci, sivil toplum örgütü ve kadın kurumları temsilcilerinin bulunduğu 170’i aşkın isim imzaladıkları mektubu başta AKP’liler olmak üzere tüm milletvekillerine gönderdi. 170 kişi bu bildiriyi imzaladıkları için “Vatan haini” ilan edildi.

İSTİKLAL MARŞI.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yaşanan savaşlar üzerine yazılmış edebiyat eserlerinden bazıları:

İbrahim Artuç / Kore Savaşında Mehmetçik, Halide Edip Adıvar / Ateşten Gömlek, Mehmet Akif Ersoy / İstiklal Marşı, Fazıl Hüsnü Dağlarca / Üç Şehitler Destanı, Ebubekir Hazım / Belgelerle Kurtuluş Savaşı Anıları, Reşat Nuri Güntekin / Yeşil Gece, Yakup Kadri Karaosmanoğlu / Sodom ve Gomore / Drina’da Son Gün, Mehmet Rauf / Halas, Kemal Tahir / Esir Şehrin İnsanları / Namusçular, Samim Kocagöz / Kalpaklılar ve Onbinlerin Dönüşü, Tarık Buğra / Küçük Ağa, Hasan İzzettin Dinamo / Kutsal İsyan, Ahmet Hamdi Tanpınar / Sahnenin Dışındakiler, Talip Apaydın / Toz Duman İçinde, Attila İlhan / Allahın Süngüleri: Reis Paşa / Kurtlar Sofrası ve Sokaktaki Adam, Orhan Kemal / 72’nci Koğuş, Rıfat Ilgaz / Karartma Geceleri, Oktay Akbal / Garipler Sokağı / Düş Ekmeği / Önce Ekmekler Bozuldu, Cevdet Kudret / Havada Bulut Yok, Cengiz Dağcı / Yurdunu Kaybeden Adam / Yoldaşlar, Turgut Özakman / Şu Çılgın Türkler, Osman Pamukoğlu / Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok.

YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ.

Savaş üzerine özlü sözler: Savaşta verilen ilk kayıp gerçektir. Aeschylus, Propagandayla zehirlenmedikleri sürece kitleler asla savaş düşkünü değildir. Albert Einstein, Savaşın iyisi barışın kötüsü yoktur. Benjamin Franklin, İhtiyar adamlar savaş ilan ederler fakat savaşan ve ölen gençlerdir ve her türlü meşakkat ve sıkıntıyı çeken de gençlerdir. Herbert Clark Hoover, Baştan başa bütün dünya, bir damla kanın yere dökülmesine değmez. Sadi Şirazi, Savaşı zenginler çıkarır yoksullar ölür. Jean Paul Sartre, Savaş kimin haklı olduğuna değil kimin güçsüz olduğuna karar verir. Bertrand Russell, Bütün savaşları dövüşemeyecek kadar korkak olan bu yüzden de kendileri adına dövüşmek için dünyanın gençlerini cepheye süren hırsızlar çıkarır. Emma Goldman, Barışta oğullar babalarını savaşta da babalar oğullarını gömerler. Krezüs, İnsan savaşın ne olduğunu ancak bittiği zaman anlar. H. N. Brailsford.

Cezayir asıllı müzisyen Tony Gatlif şunu diyor: “Dünyanın bütün dillerini müzikle konuşuyorum.”

“Atatürk’ün yazdığı kitaplar: Medeni Bilgiler, Nutuk, Bölüğün Muharebe Eğitimi, Cumalı Ordugahı, Takımın Muharebe Eğitimi, Taktik ve Tatbikat Gezisi, Geometri, Subay ve Komutan İle Konuşmalar.

Subay olan ve Kurtuluş Savaşı baş komutanı Mustafa Kemal Atatürk güzel demiş: “Yurtta Barış Dünyada Barış.”

 

Turhan Feyizoğlu, 19.03.2018

Ziyaretçilerimiz, yaptığı yorumlardan kendileri sorumludurlar.

%d blogcu bunu beğendi: