Turhan FEYİZOĞLU: NE SAYAR. GECELERİ YILDIZLARI SAYAR- LEYLA SAYAR

Turhan FEYİZOĞLU

PLAJ GÜZELİ SEÇİLMİŞTİ

1964 yılında, bir dergi, “Ne Sayar. Geceleri yıldızları Sayar. Leyla Sayar”, diye yazmıştı. 

Esas adı Emel Leyla.

27 Aralık 1940 Salı günü, sabaha karşı saat 03.45’de İstanbul, Ortaköy’de Şifa Yurdu’nda doğdu.  22 Temmuz 2016’da öldü.

Annesi Handan Sayar, kızı doğduğu zaman, tabip doktor Asım Onur’a, “Bunu öldürün Asım Bey, bu bir hilkat garibesi”, diye bağırmıştı. Tabip doktor Asım Bey de, “O, günün birinde dünya güzeli olacak”, demişti.

Babasının adı Sadettin’di. Babası tütün eksperi, annesi artist idi. İbrahim Güler Sayar adında bir ağabeysi vardı. Babası ile annesi daha sonra boşanan Leyla Sayar, dokuz aylıkken yürümeye başlamıştı.

Leyla, altı yaşında Parmakkapı İlkokulu’na başladı. Sonra, Ankara Devlet Tiyatrosu’nun Bale Bölümü’ne kaydedildi. Burada okumak istemediği için kendini merdivenden attı, sağ ayak bileği kırıldı. Tedavi için İstanbul’a gitti.

Taksim İlk ve Ortaokulunu bitirdi. Üsküdar, Bağlarbaşı’nda bulunan Amerikan Kız Kolejinde okumaya başladı. Okul arkadaşlarından birisi sinema oyuncusu Tülin Elgin idi.  Altıncı sınıftan onbirinci sınıfa kadar yatılı okudu.   

Leyla Sayar, 1955 yılında, bir derginin, “Amatör Genç Kızlar” arasında düzenlediği “Artist Yarışması”na katıldı. Bu yarışmada da derece elde etti.

1956 yılında Spor ve Sergi sarayında düzenlenen yarışmada ise “1956 Türkiye İkinci Güzeli” seçilmişti.  

1957 yılında, on birinci sınıfın son aylarında bir güzellik yarışmasına katıldı ve Bostancı Gazinosu’nda düzenlenen “Plaj Güzeli ” yarışmasında ikinci seçildi.

Plaj Güzeli seçilmesinden sonra Leyla Sayar, öğrencisi olduğu okulun yönetimi tarafından “Disiplin Kurulu”na verildi. Bunun sonucu  olarak öğrencilik hayatı sona erdi.   

Emel Leyla Sayar için, dergilerde, “Türkiye’nin Elsa Martinelle’si” denilmeye başlandı.

Film teklifleri alan Leyla Sayar, 1958 yılında, ilk kez, “Duvaklı Göl” filminde oynadı. 

Yönetmen Şadan Kamil’in çevirdiği ve Atlas Film adına yapılan filmde Sadri Alışık ve Semih Sergen ile birlikte oynamıştı.

İkinci kez, AS Film hesabına yapılan “Dertli Irmak” adlı filmde Fikret Hakan ile birlikte oynadı. Filmin yönetmeni Muzaffer Aslan idi.

Üçüncü  olarak, Pesen Film adına çekilen ve Orhan Elmas’ın yönetmenlik yaptığı “Üç Kızın Hikayesi” adlı filmde oynadı.

Leyla Sayar, Orhan Günşiray ile oynadığı “Ninno” filminden sonra daha çok tanınır hale geldi.

Orhan Günşiray, 2002’de yaptığı açıklamada, MİT’e çalıştığını açıklamıştı.

Rusya’nın KGB’sine çalıştığı için yakalanıp hapse atılan Manukyan adlı şahıs bir söyleşisinde şunları söylemişti: Türkiye’de kısa süre Ulaştırma Bakanlığı yapmış bir kişinin de CIA ajanı olduğunu, çünkü İstanbul’da Amerikan Haberler Merkezinde bu zatı çokça gördüğünü, CIA ajanlarını Leyla Sayar’ın evine götürerek peşkeş çektiğini iddia ediyor.
Annesi Handan Sayar, kızı Emel Leyla hakkında bir söyleşide özetle şunları anlatmıştı:

“Bale, varyete, dansı çok severdi. Çocuk filmlerinden hoşlanmaz, ‘Beni büyük adamların gördükleri filmlere götür’, derdi. Çocukken aklı fikri giyinmekteydi. ‘Kendim para kazanayım, evim olsun, hür, müstakil yaşayayım’ derdi. Korkunç asi bir ruhu vardır. İnadından kendini öldürür. Şuradan kendini atamazsın de atar vallahi. Beş yaşından beri özlediği hayata kavuştu. Nazar boncuğu takar, üzerinde ufak Kur’an taşır, kurban keser.”

Leyla Sayar, 1963 yılında yaptığı bir açıklamada, “Ben ruhen hastayım. Saatim saatime uymaz. Küçükken mazbut bir kızdım. Hiç flörtüm olmadığı halde devamlı aşk şiirleri yazıyordum. Şimdi değiştim. Her kalıba gireceğimi umuyorum. Şu anda istediklerimi bir an sonra beğenmeyebilirim. Bazen siyah bir karanlığa gömülüveriyorum. Ölmek veya ölmemek, acı çekmek istiyorum.”, demişti.

Leyla Sayar, esrarengiz bir kadındı.

“ROLLERİMİ ÇOK DUYARAK OYNARIM”

Leyla Sayar, 1960 yılında kendisiyle yapılan bir söyleşide “Neyi sever ve neden nefret edersiniz?” sorusuna şu yanıtı vermişti:

“Yalan söyleyenlerden nefret ederim. Kötü kalpli bir düşmanım olması beni çok ürkütür. Sevdiğim şeyler o kadar çok ki… Hangisini söyleyeyim?. Uykuyu, yalnızlığı, evde oturmayı, kalabalıktan kaçmayı, romantik insanları, monoton hayatı severim. Değişiklik beni yoruyor. Filmlerde oynarken akşam eve geldiğim zaman annem, ‘Benim 10 kızım var’, der. Bununla benim filmdeki rolümün etkisinde kaldığımı anlatmak ister. Alkolik bir kadını oynarken akşam eve sarhoş gibi dönerim. Rollerimi çok duyarak oynarım, dram oynarken konsantre olurum. Arkadaşlarımın arasında otururken ‘Ben ağlayacağım’ diyerek ağlarım, kendimi tutamam.”

“Avrupa düzeyinde film için neler gereklidir bize?” sorusuna da şu yanıtı vermişti Leyla Sayar:

“Rejisör var, ama onları anlayacak patron yok!. Sinemada rejisör % 50 etkilidir. Tenik imkânsızlık değil, piyasamızın ufaklığı patronları düşündürüyor. Dış pazar olmadan yerli filmcilik ilerleyemez. ‘La Strada’ filmini anlayacak, çevirecek bir patron yok bizde. Giulietta Massina kadar kudretli olsanız bizde kendinizi gösteremezsiniz. Devlet yardımı, sinema kanunu, sendikalar da şarttır. Bunlarsız sinema endüstrisi olamaz. Filmleri sesli çekmek te gereklidir. Kültürlü kişilerin sinema alanına geçmesi de büyük ihtiyaçtır.”

“Türk Sineması”nın o dönem sorunları çoktu. Bu sorunlardan bir diğeri de lüks sinemalarda Türk filmlerinin gösterilememesiydi. ABD filmleri gösterilirdi. 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra Türk filmlerinin bu salonlarda gösterilmesi imkanı sağlandı.

2004 yılında da durum yine eskiye dönmüştür. Yeni çekilen Türk filmleri gösterime sokacak sinema salonu bulamazsınız. Sinema salonlarının hepsi ABD filmlerini göstermektedir.

Leyla Sayar, bir söyleşisinde sevdiği yazar ve şairler hakkında özetle şunları söylemişti:

“Mizahı çok seviyorum. Aziz Nesin, Çetin Altan ve Adnan Veli’yi okuyorum, devamlı. Şiirde Orhan Veli, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet ile Fazıl Hüsnü Dağlarca. Resimde Van Gogh, Modigliani, Camille Pisaro. Müzikte benim bestecim Chopin’dir, yani romantiğim. Operalar içinde Tosca, alaturkada Müzeyyen Senar, piyeslerde Fareler ve İnsanlar, Anna Frank’ın Hatıra Defteri.”   

*

SİNEMA OYUNCUSU OLMASAYDI AMACI AVUKAT OLMAKTI

Sinema oyuncusu olmasaydı, “avukat” olacağını söyleyen Leyla Sayar, yaklaşık 110 filmde oynamıştı. 

Oynadığı filmlerden bazılarının adları şöyledir:

“Çifte Nikâh”, “Duvaklı Göl”, “Dişi Örümcek”, “Dilberler Yuvası”, “Aşk Güzeldir”, “Aşk ve Kin”, “Aşk Hırsızı”, ““Bir Çiçek Üç Böcek”, Bizim Mahalle”, “Ninno”, “Kaderim Böyleymiş”, “Geçti Buranın Pazarı”, “Gümüş Gerdanlık”, “Öldüren Bahar”, “Öldür Beni”, “Ölüm Perdesi”, “Üç Garipler”, “Üç Kızın Hikayesi”, “İki Çalgıcının Seyahati”, “Kardeş Kardeştir”, “Kezban”, “Suçlular Aramızda”, “Devlerin Öfkesi”, “Aslan Yavrusu”, “Deniz Kızı”, “Şehrazat”, “Kadın ve Tabanca”, “Sıra Sende”, “Leylâm”, “Bahtımın Rüzgarı”, “Şoförün karısı”, “Tarzan Leyla”, Vahşi Kedi”, “Yabancı Adam”, “Yüksek Sosyete”, “Ver Elini İstanbul”, “Ankara Ekspresi”.

“Dilberler Yuvası” filminde Orhan Gencebay’ın ilişkide olduğu Sevim Emre de oynamıştı. Sevim Emre, İstanbul’da 1960 yılında yapılan bir yarışmada, “Türkiye Güzeli” seçilmişti. Sevim Emre, güzellik yarışması için ayrıca Samsun ve Lübnan’da düzenlenen yarışmalara da katılmıştı.

Sevim Emre, 1963 yılında, “Ben Türkiye’nin Elizabeth Taylor’uyum”, demişti. 

“ÇOCUKLUĞUMDA EN BÜYÜK ARZUM BÜYÜYÜNCE DANSÖZ OLMAKTI”

Erkekler, onu ilk gördükleri an hemen, “Ne güzel kadın” diyorlardı.

Şair ruhlu, bilgiliydi. Saç rengi açık kestane renginde idi. İri ela gözleri vardı.

Boyu: 1.65, beli: 55, göğüs çevresi: 94, bel çevresi: 56, kalça çevresi: 94 cm. idi. 

“Otobüs Durağı” adını verdiği bir tablo için bir ara anadan doğma soyunarak poz vermişti.    

Dans etmeyi çok seviyordu.

Bir dönem, bazı gece kulüpleri ile gazinolarda  dansözlük ve “Strip-tiz” yaptı.

Film oyuncusu olmadan önce, Flora Balmoral adlı bir kadından ders aldı. Kervansaray adlı gece klubünde striptiz yapmış, dans etmişti.

1971 yılında, Olimpia adlı gece kulübünde striptizci olarak yeniden çalıştı.

Yeni hazırladığı stiriptizinde Leyla Sayar, sahneye siyah tüller içinde çıkıyor, ağır ağır soyunmaya başlıyordu. Sadece siyah bikini kilotla da kaldıktan sonra da saten bur yatağa uzanıyor, yatağın kenarındaki yuvarlak bir aynaya bakarak bacaklarını ve kalçalarını müşterileri tahrik edecek şekilde kıvırıyordu.

Leyla Sayar, bu konuda özetle şunları söylemişti:

“Çocukluğumda en büyük arzum, büyüyünce dansöz olmaktı. Ve çocukluğum dansöz olma hayalleriyle geçti. Annemle birlikte gittiğim nişan ve düğünlerde yerimde duramaz, hemen soluğu pistte alır, alkışlar arasında yoruluncaya kadar göbek atardım.”

Küçükken, artist olmak için evden kaçmış, eskiden “Filmciler Mahallesi” diye bilinen Beyoğlu’ndaki o meşhur sokağa gitmişti ve düş kırıklığı ile geri dönmüştü.

leyla sayar ile ilgili görsel sonucu

“GERÇEK AŞK HAYATIM SİNEMAYA GEÇTİKTEN SONRA BAŞLADI”

Leyla Sayar, güzelliği hakkında özetle şunları söylemişti:

“Üsküdar Kız Kolejinin en güzel kızlarından biriydim. Ve üstelik bütün öğretmenlerim erkekti. Bütün sınıfları da hiç ders çalışmadan geçtim. Tatlı tebessümlerim ve güzelliğim sayesinde erkek hocalarımdan başarılı notlar almıştım. Gerçek aşk hayatım sinemaya geçtikten sonra başladı. Sinemadaki ilk aşkım Semih Sergen’di.”

Semih Sergen, 2004 yılında TV dizilerinde oyunculuk yapan Toprak Sergen’in babasıdır. 

Semih Sergen, 17 Temmuz 1958’de yazdığı “Vazgeçemediğim” başlıklı şiirini Leyla Sayar’a ithaf etmişti.

 

Semih Sergen, şiirin bir dizesinde, “Bir temmuz öğlesi, başım dizlerine dayalı”, diyordu.

Leyla Sayar, bir çok erkekle ilişkiye girmişti.

Ekrem Bora, Orhan Melih Günşiray, Semih Tuğlu,  Muzafer Tema, Semih Sergen, Yıldırım Aktuna, milletvekili Fethi Doğançay ve bir denizci subay, Leyla Sayar’ın ilişki kurduğu erkeklerden bir kaçı idi.

Leyla Sayar, Yıldırım Aktuna ile ilgili şunları söylemişti, “Tipik aşklarımdan biri de Yıldırım Aktuna’ydı. Yıldırım Aktuna önce doktorum, sonra da aşkım oldu. Bu flört devresi de bir yıl sürdü.”

Leyla Sayar ile Muzaffer Tema arasında Leyla Sayar’ın dediğine göre, “Büyük bir aşk” yaşanmıştı. 

Muzaffer Tema ile beraberlikleri sırasında yaşanan bir olay nedeniyle Muzaffer Tema’nın 1963 yılında Edirne’de Leyla Sayar için intihar ettiği iddia edildi. 

Leyla Sayar, 22 yaşında iken, evli bir adama aşık oldu. Bir süre birlikte oldu, sonra ayrıldılar.

Edward G. Robinson İstanbul’a geldiği zaman beş gün Leyla Sayar ile gezmişti.

1970 yılında, Muzaffer Tema ile evleneceği iddia edildi.

leyla sayar ile ilgili görsel sonucu

FİLM OYUNCUSU OLMAK İÇİN YÖNETMENLERİN YATAK ODALARINDAN GEÇİLİR

Leyla Sayar, Türkân Şoray ve Nuray Uslu, 1964 yılının Ocak ayında Akşam gazetesinde yayınlanan açıklamalarında, özetle şunları söylemişlerdi:

“Film artisti olarak başarılı olmak için mutlaka bir yönetmenin, bir yapımcının himayesi şarttır. Sinemada söz sahibi kimselerin metresi olmadan şöhret olmak imkânsızdır.”

Leyla Sayar, yayınlanan açıklamasında özetle şunları söylemişti:

“Ben, artistliğe başladığım günden beri akla hayale gelmez tekliflerle karşılaştım. Planlı hareket eden bu insanların çirkin teklifleri bir türlü bitmek bilmedi. Bana önce şöhret vaad ettiler. Sonra yatağa çağırdılar.”

Leyla Sayar’a artist olması teklifi nasıl yapılmıştı?

Leyla Sayar, 15 yaşında idi. Yeşil bir blûz, ekose bir eteklik giymiş, saçlarına siyah kurdele bağlamış bir şekilde İstiklâl Caddesi’nde yürüyordu. Arkasından bir adam yaklaşarak, kulağına eğildi:

-Çok güzelsiniz. Artist olmak ister misiniz?, dedi.

Genç kız, adamı süzdü ve:

-Ben güzelim ama, sen bir ……. Diyerek küfür etti.

Genç kız yürüyerek İstiklâl Caddesi’nin ara sokaklarından birisine saptı ve bir eve girdi. Genç kız annesine:

-Anne, sana bir şey söyleyeceğim. Bana bir dakika önce artist Muzaffer tema lâf attı.

-Peki, ne dedi?

-Çok Güzelsin, artist yapayım seni, dedi.

-Cevap verdin mi?

-Evet, bir küfürle.

Leyla Sayar, artist olma teklifine küfürle karşılık vermiş ama sonra Muzaffer Tema ile arkadaş olmuş onun için şiir yazmış, artist olmuştu.

Satır başlarının ilk harfleri yukarıdan aşağıya doğru okununca “Muzaffer Tema” adı çıkan şiir şöyledir:

“Mukadderat deyip terketme beni,

Uzaklara gidip ağlatma beni,

Zalim kadere küstürme beni,

Ağladım hep, ağlatma beni,

Feleğin sillesi hep beni vurur,

Felaket koynunda hep beni bulur,

Elveda diyerek sevgim son bulur,

Rahat ol sevgilim, sen de elveda,

Tanrı ister bunu da sana elveda,

Elveda sevgiye hayata veda,

Mukadderat yırtınma, boşa yıpranma,

Aşıkım, âşıkım sana, âşıkım sana.”

“EVLENİRSEM İNTİHAR EDERİM” DİYEN LEYLA SAYAR EVLENDİ

Leyla Sayar, kadın-erkek ilişkileri hakkında şunları söylemişti:

“Beraberlikten beraberliğe fark vardır. Beraberliklerin içinde bir geceliği olduğu gibi, aylar boyu süreni, yıllar boyu süreni vardır. Bir gecelik sürenine beraberlik denmez pek. Aşkta bir gecelik olan kadın, ne istediğini bilmeyen şahsiyetsiz kadındır. Gerçek beraberliklerin en güzeli, en uzun sürelisi olandır bence. Gerçekte aşk dünyanın en güzel şeyi. İnsanı yaşamaya bağlayan tatlı bir duygu. Ne var ki bir sanatçı için çok zor oluyor. Bir de bu konuda hüsrana uğradın mı, insan intihar etmeyi bile düşünüyor. İntihar her ne kadar zayıfların işi denilirse de, aslında bu bence büyük cesaret işi.”

1970 yılında, yaptığı bir açıklamada, “Evlenirsem intihar ederim” diyen Leyla Sayar, bu nedenle, ilişkilerinde hiç nikah yapmadı. Fakat, 1973 yılında,  güzellik ürünleri üreten Ertaç Kasidecioğlu ile ilişkiye girdi. Altı ay nişanlı kaldılar. Sonra evlendiler.  Bir yıl evli kaldıktan sonra 1974 yılında boşandılar.

Leyla Sayar, boşandıktan sonra hayatının belli bir dönemini Sevim Tuna’nın Bebek’te kiraladığı yalıda geçirdi.    

Edward G. Robinson adlı oyuncu İstanbul’a geldiği zaman onunla dört gün dört gece gezmişti.

KAÇIRILDI ve BİR DAĞ EVİNDE 25 SAAT REHİN TUTULDU

Leyla Sayar ile Rüçhan Çamay, 12 Nisan 1980 Cumartesi günü, erkek arkadaşları eski milli binici-boksör Orhan Çetinkol ve Namık Bozkurt adlı işadamı ile Polonezköy yolunda gezerken, silahlı üç kişi tarafından kaçırıldı.

Rüçhan Çamay, şarkıcı ve sinema oyuncu Melike Demirağ’ın annesiydi.

Dudullu, Davutpaşa mevkiinde Emrullah Bayer’ın dağ evinde 25 saat süreyle rehin tutulan Leyla Sayar ile Rüçhan Çamay, jandarma ile emniyet kuvvetlerinin ortak yaptığı operasyon sonucu 13 Nisan 1980 Pazar günü kurtarıldı. 

Leyla Sayar ile Rüçhan Çamay’ı, banka soygunu, gasp, çeşitli soygun olayları ve adam kaçırma suçundan Edirne Cezaevi’nde tutuklu iken firar eden Sümer Bayer ile Süleyman Bayer, Mahmut Karaca ve Atilla Göçer, kaçırmıştı.  

Leyla Sayar ile Rüçhan Çamay, kurtarıldıktan sonra, olayı özetle şöyle anlatmıştı:

“Bu dört gangster olay günü Polonezköy’de üçer şişe bira içmişler. Sonra da bizim otomobili çevirdiler. Ormanların içinden bizi kaçırdıktan sonra Dudullu’daki eve geldik. Kendi aralarında da sürekli tartışıyorlardı. Çok korktuk. Ne yapacakları belli değildi. Bağırıp çağırıyorlardı. Ama bize iyi davrandılar. Oturup istirahat etmemizi, sadece sesimizi çıkartmamamızı söylediler. Fidye filân da istemeyi düşünmüyorlarmış. Jandarmalarla polisler evin çevresine gelmeden biraz önce biri çıkıp gitti. Bu arada Sümer Bayer de bize giyecek gönderilmesi için yazdığımız mektubu götürdü. Evde iki gangster kaldı. Jandarmalar yaklaşıp, polisler de ateş açınca bunlar korktular. Bizi gardroba yataklara sarıp, kurşun isabet etmesin diye yerleştirdiler. Ama bir kaç dakika sonra dışarı çıktık. Sonrasını pek hatırlamıyoruz.” 

1975TE İNANCI YOK ALLAHA İNANMAZ DENİLEN LEYLA SAYAR 1985 YILINDA İNANCI VAR ve ALLAHA İNANIYOR

1975 yılında, “Pazar” dergisinin Leyla Sayar hakkında hazırladığı portrede, “İnançları ve batıl inançları” sorusuna şu yanıtı vermişti: “Yok. Allaha inanmaz.”

Üsküdar Kız Koleji’nde okurken arkadaşlarından birisi Tülin Elgin idi.

Tülin Elgin, filmlerin başlıca soyunan kadın oyuncularından birisiydi. Çok güzel bir kadındı. Selçuk Ural, Mehmet Taneri, Yılmaz Güney ve Yıldırım Gençer ile ilişkisi olmuştu. Sinema oyunculuğunda iş bulamadıktan sonra şarkıcılık yaptı. Sonra dansözlük yaptı. En sonunda, bir dönem, İskenderun’da çok meşhur olan pavyonlara düştü. Yaşadığı bunalımlar sonucu 1975 yılında intihar etti. Cenazesi Belediye tarafından kaldırıldı. Ankara’da Garipler Mezarlığı’na gömüldü.

Leyla Sayar, 1985 yılında, Müslüman oldu.

Bazı gazeteler, “Leyla Sayar peygamberliğini ilan etti” diye yayın yaptı. Bunun üzerine, Şişli Cumhuriyet Savcısı Yurdal Berkman, 19 Haziran 1986 Perşembe günü, Leyla Sayar’ın ifadesini aldı.

Leyla Sayar, ifade verdikten sonra savcılıktan ayrılırken yaptığı açıklamada, “Şimdi o Leyla mazide kaldı. Eski günleri unuttum. Bir daha o günlere geri dönmek istemiyorum. Gazetelerde çıkan bu haberlerin de benimle ilgisi yok. Sakin ve kendi halinde bir yaşam sürüyorum. Ben artık Allah’ın yolundayım. Geceleri rüyamda Peygamber’i görüyorum. Onun bana verdiği görevi yerine getiriyorum. Mal varlığımı Kızılay’a bağışladım”, dedi.

80 YAŞINDA BİLE ERKEK ARAR KADIN

Leyla Sayar, “Ben Allah’ın elçisi ve evliyayım. Benim ellerime nur verildi. Ellerim şifalıdır. Kanserliyse bile iyileşir, ağaya kalkar”, iddiasında bulunarak, şifalı su dağıtıyor ve 1 Temmuz 1986’da bir gazetede yayınlanan açıklamalarında özetle şunları söylüyordu:

“8 yıldır erkeksizim. Evlenmeden hiç bir erkekle ilişki kurmam. Erkeksizliğin ilk üç yılında çok sıkıntı çektim… 80 yaşında bile erkek arar kadın. Çünkü, kadın ve erkeğin birbirine verdiği elektriksel huzur vardır… Ben kendimi aç bıraktım, şekeri kestim, perhiz yaparak cinsel arzuların zerresini bırakmadım bedenimde…Her gece Peygamber Efendimizi rüyamda görüyorum. Bir ışık demeti halinde geliyor ve yakıyor beni. (Eşimsin) diyor bana… (Hazreti Ayşe’sin) diyor. (Ölünce özümle birleşeceksin) diyor… Rahmetli Muzaffer Hoca’ya gittim. Beni dinledi. (Kızım seni Allah seçmiş. Sen görevlisin) dedi. (Hocam) dedim, (Nasıl olur bu? Ben sahnede kıçımı, başımı açmışım. Bana mı düştü görev işi?). Hoca, [Sen orasını bilmezsin) dedi. (Allah’ın, kıçı, başı açık evliyası çoktur.  Ne yaptınsa kalbinle hak etmişsin.) Başladım ağlamaya… Yüz binlerce yanlış iş yapmışım, beş on adamla flört etmişim, yatak matak karışık… Bir gece, bedenen uçurdular beni… vallahi uçtum. Gece saat 2 idi. (Kalk namaz kıl, Hazreti Muhammed gelecek) dediler. İki saat namaz kıldım. Sonra birdenbire sarsıldığımı hissettim. Ve aynı anda gümüş bir tabak haline geldiğimi gördüm. Başladım dimdik yukarı çıkmaya… Füzeden daha hızlı çıktım arzın tepesine. Dediler ki, (Burada bekle, Hazreti Muhammed gelecek şimdi). Bir ışık belirdi, dünyanın yarısı kadar… Muhammed o imiş. Bir anda kendime geldim ve ayağa fırladım. O günden beri her gece Peygamberi görüyorum.”  

Ziyaretçilerimiz, yaptığı yorumlardan kendileri sorumludurlar.

%d blogcu bunu beğendi: