Yalçın Küçük’ten Afrin değerlendirmesi: Savaşa ihtiyacı var…

Prof. Dr. Yalçın Küçük, 20 Ocak Cumartesi günü başlayan Afrin operasyonuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Küçük, ‘Tayyip Bey’in bir savaşa ihtiyacı var, ancak Türkiye’nin girmesi, girse bile orada kalması çok zordur; onun için izin vermişlerdir’ dedi.

Prof. Dr. Yalçın Küçük, Afrin operasyonuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Küçük, “Tayyip Bey’in olağanüstü yüksek sesle bağırmasının arkasında Amerika’nın oradaki Kürt kuvvetlerine çekilin demiş olma ihtimalinin yattığını düşünebiliriz” ifadelerini kullandı.

Yalçın Küçük’ün gündeme ilişkin Okan İrtem, Fuat Öztürk ve Barkın Asal’ın sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

Okan İrtem: Yalçın Hocam, Afrin operasyonu ile başlayabilir miyiz? Sizce Türkiye Afrin’de ne yapmak istiyor?

Yalçın Küçük: Tayyip Bey çok bağırıyor. Çok bağırıyor, ama bir Suriye savaşı yapabilir mi, oraya gidebilir mi, gitse orada kalabilir mi? Birinci nokta bu.

Fuat Öztürk: Bununla ilgili basına birkaç haber yansıdı. Mesela Amerikan tarafı, Afrin bizim harekât alanımız değil, dedi. Amerikalılar bir tür izin vermiş görünüyorlar.

O.İ.: Afrin kantonu daha çok Rusların denetimindeydi, Ruslar da kendi askerlerini çekiyorlar. Fuat’ın söylediği ile birleştirdiğimizde, Afrin’de iki büyük güç çekilmiş, Türkiye’yi şimdilik serbest bırakmışlar gibi görünüyor. Bu, daha önce Saddam’a yaptıkları türden, girdikten sonra dövme politikası mıdır, değil midir, onu bilemiyorum. Ama Türkiye’ye yol verdikleri söylenebilir. 

Y.K.: Nereden bu bilgiler?

O.İ.: Ruslar daha önceden askerlerini çekmişlerdi. Ruslar daha aşağıdalar, Lazkiye bölgesindeler. Bu durumda Ruslar ne yapmak istiyor, tabii bir de Amerikalılar ne yapmak istiyorlar sorusu var. Neden Türkiye’ye bir tür izin veriyorlar? Çünkü iki gün önce ABD, Kürtler’den 30 bin kişilik sınır ordusu kurmak istiyoruz demişti. Bunu bir çelişki olarak mı yorumlarsınız, yoksa göstermelik bir durum mu var?

Y.K.: Ben şöyle düşünürüm: Tayyip Bey’in bir savaşa ihtiyacı var, ancak Türkiye’nin girmesi, girse bile orada kalması çok zordur; onun için izin vermişlerdir. Tayyip Bey bir Türk-Kürt çatışması görmek istiyor olabilir. Bir zafer istiyor. Çok bağırıyor Tayyip Bey, devamlı küfrediyor. Ancak şu da çok açık, hem Merkel’e hem de Macron’a bir şekilde söz verdi. Bir de bir laf var ortalıkta, Avrupa Birliği ile ilişkilerin yumuşamasından söz ediliyor. İlişki yumuşayacaksa Tayyip Bey oraya giremez. Girer ama kalamaz. O zaman şunu söyleyecek: Ben bağırdım, kükredim, korktular. Hatta şu da olabilir: Oradaki Kürtleri bir müddet geriye de çekebilirler. Yani Kürtlerin de çok fazla bağımsız olduğunu düşünemeyiz. Böyle olduğu zaman Tayyip Bey de büyük bir “zafer” kazanmış olur.

O.İ.: O zaman ufak çaplı bir çatışma bekliyorsunuz? 

Y.K.: O taraf çok önemli değil. Olabilir. Tayyip Bey’in bu tür bir savaşa ihtiyacı var. Ama ne yapabilir? Neyi engelleyebilir? Oraları Tayyip Bey’e verirler mi? Okan Hocam, şu gazetenin [Sabah] Ankara temsilcisi, bir yerde de başyazarı Okan Müderrisoğlu’nun 9 Ocak tarihli bir yazısı var. Sarraf davası ile ilgili. Orada şunu söylüyor: Amerika isim veriyor, diyor. Sabah gazetesini okuduğunuz zaman, Tayyip Bey devamlı Amerika’yla savaş halinde. Müderrisoğlu, çok açık olarak, bu çocuğun mahkûm olduğu davaya, o bir “pilot dava” diyor. Arkası gelecek, diyor. Birincisi “pilot” diyor, ikincisi de isim veriyor. Bu isimleri Sarraf’ın yerine götürecekler, diyor. Kastettikleri de, Allah göstermesin, Tayyip Bey’dir; çok korkuyorlar. AKP ve Tayyip Bey de, çok açık olarak, oradaki hâkimlerin hepsini Fethullahçı yapıyor, Amerikan hâkimlerini Fethullahçı olarak görüyor. Bir şekilde denge yitirilmiş, Tayyip Bey havada bir kuş düşüp ölürse Gülen yaptı diyor. Gülen’i çok güçlü bir pozisyonda görüyor.

O.İ.: Zaten Amerika’daki Sarraf davasını, 17-25 Aralık’ın devamı olarak görüyorlar. 

Y.K.: AKP ve Tayyip Bey öyle görüyor. Biz nasıl görüyoruz? Bu dava, 17-25 Aralık’la aynı davadır. Dava burada başladı, Amerika’da devam ediyor ve “pilot” çok isabetli bir deyimdir. Müderrisoğlu diyor ki, bazı isimler verdiler, onları sanık haline getirecekler. Amerika, ismini verdiği isimleri götürüp Amerika’da yargılamak istiyor. Kastettiği, üstü kapalı olarak söylediği Tayyip Bey’dir. Şu anda, şu gazetelere bakarsanız, devamlı AKP ABD’yle, Tayyip Bey Trump’la savaş halinde.

Afrin meselesine dönecek olursak, Tayyip Bey’in olağanüstü yüksek sesle bağırmasının arkasında Amerika’nın oradaki Kürt kuvvetlerine çekilin demiş olma ihtimalinin yattığını düşünebiliriz. Zaten oradaki Kürtleri Amerika idare ediyor. Amerika istediği zaman çekilir, isterlerse bir gün sonra, iki gün sonra gelirler. Ayrıca Esad da oradaki Kürtlerden memnun değil. Tayyip Erdoğan, kâğıt üzerinde, itibari olarak Kürtlerin oradan çekilmesinden medet umuyor olabilir. Sonuçta hiçbir şey değişmez. Birinci söyleyeceğimiz nokta bu. Sabah gazetesi, Afrin’de kuşatma, kahramanlık diyor, artık bıçak kemiğe dayandı diyor. Tayyip Bey, çektik, ezdik, Kürtler kaçtı diyecek, Tayyip Bey’in buna ihtiyacı var. Batı da bunları hiçbir şekilde ciddiye almayacak. Her gün Sabah gazetesi alıyorum artık, çok masraflar yapıyorum bu şekilde. Her gün Sabah gazetesine bakıyorum, bunları yazıyorlar.

O.İ.: Erdoğan’a bir zafer hediye ediyorlar öyleyse? 

Y.K.: Hiçbir şey hediye etmezler. Kalıcı değildir. Sonuçta hiçbir şey değişmez. Fırat Kalkanı’nda ne oldu? Artık ikinci noktaya geliyoruz. Siyasette son dönemde yaşananlardan sonra şunu sormak gerekiyor: AKP mi MHP’ye iltihak etti, MHP mi AKP’ye iltihak etti? Önemli nokta bu. Yalçın Küçük’e göre, AKP MHP’ye iltihak etti. Ne demektir bu? AKP daha da sertleşti, faşizan bir parti oldu.

O.İ.: 70’lerdeki Milliyetçi Cephe’nin tekrarı gibi mi görüyorsunuz?

Y.K.: Hayır, Okan Hocam. Cephe falan değil, AKP iltihak etti.

Uzun zamandır şunu söylüyorum, Kılıçdaroğlu hep AKP’liydi. Bütün taksi şoförleri, Kemal Kılıçdaroğlu pasif, zavallı, bilmem ne diyor. Dün bindiğimiz taksinin şoförü, eve kadar getirdi bizi, hocam, hocam, ne olacak halimiz, CHP’nin başında bir hain var, ne yapacağız, kime nasıl oy vereceğiz, diyor. Yazıktır. Bahçeli de AKP’lidir; bunları çok yazdık. Ve MHP böyle bir parti olmak istiyordu, AKP ile bir olmak istiyordu.

Tayyip Bey tükenmiş görünüyor, AKP’nin bütünü tükenmiş görünüyor. Bu MHP’ye iltihak onlara yeni can olur mu; hayır, öyle bir şey olmasının imkânı yok. Ama bir şekilde onlar da daha büyük bir parti olacaklar. Öncelikle AKP’yi tarif etmek lazım. Aşağı yukarı 2006-2007’ye kadar AKP böyle bir AKP değildi. 2007’den itibaren tutuklamalar başladı ve burada Gül’le Tayyip Bey arasında hiçbir fark yoktu. Şu anda da şöyle görülüyor, Gül, yumuşak bir şekilde, Tayyip Bey olduğu müddetçe aday olmayacak diyorlar. Bakın 16 Ocak tarihli Sabah’ta ne yazıyor, “Erdoğan adaysa ikinci tur ihtimali yok”, devamlı kendi kendilerine moral veriyorlar.

Barkın Asal: Hocam, AKP’nin MHP’ye iltihak ettiğini söylediniz, bunu söylem veya fikir bazında mı söylüyorsunuz yoksa kadroları itibariyle mi söylüyorsunuz, hangi bağlamda değerlendiriyorsunuz?

Y.K.: 1 Ocak tarihinde, İyi Parti Genel Başkanı Akşener açıklamasında, Konya ve Tokat’ta silahlı eğitim kampları bulunduğunu duyuyoruz, dedi. Bu, faşizandır, hem Tayyip Bey hem de AKP Genel Başkan Yardımcısı Kemal Kılıçdaroğlu sustular, hiçbir şey söylemediler, her gün televizyonlara çıkan bu ikili, o gün yoktular. Böyle bir şey yoktur, demediler. Bir daha da hiç, hele hele Kılıçdaroğlu, ağzına bile almadı. Nedir bu, demedi. Böyle bir yerde, AKP’nin MHP’ye katılması uygundur. Bu adam, nihayetinde, 7 TİP’linin Ankara’da öldürülmesinde sorumluluğu olduğu söylenen bir adamdır.

F.Ö.: Bahçeli’yi mi kastediyorsunuz?

Y.K.: Tabii, tabii. Bakın, AKP tükenmiş bir partidir. O halde savaşmak zorundadır. Tayyip Bey olağanüstü yıpranmış bir adamdır, her şeyi kaybeden, her söylediği inandırıcı olmaktan çıkmış bir adamdır.

B.A.: 70’lerde Adalet Partisi komando kamplarıyla ilişki kurduğunda bunu “ordu partisi” olarak yapıyordu. Şu anki kurduklarını, siz bir ara daha önceki röportajlarda “üçüncü AKP” saptaması da yapmıştınız, bir tür ordu, en azından üst yönetiminin, partisi gibi görmek mümkün mü?

Y.K.: Ondan çok emin olamam, ordunun ne yapacağını bilmiyoruz, hele hele bu durumda. Yani şu anda, Afrin meselesinde. Benim gördüğüm Amerika’nın yardımıyla Kürtler Afrin’den kuvvetlerini çekmiş olacaklar, Tayyip Bey de görünüşte iki taraflı başarı elde etmiş olacak. Bir yandan, keseriz, ederiz, geliyoruz haa, geliyoruz heey, Afrin’e doğru geliyoruz diyecekler, onlar da Afrin’den çekildik diyecekler. Şu anda özellikle Suriye Kürtleri, Suriye’deki PKK, Amerika ve Rusya’yla beraber, öyle görünüyor.

O.İ.: Bu biraz haber vere vere operasyon olduğu için çekilmeye de zaman tanıyorlar.

Y.K.: Evet, evet çok fazla bir savaş, en azından ciddi bir savaş ihtimali görünmüyor. Hele hele biraz önce söylediklerinizle… Kürtler bunları yaparlar. Kürtlerde de bir değişiklik, çalkantı var, bunu bilemiyorum. Benim arkadaşımdı ve eskiden genel başkandı, Hasip Kaplan çekildi. Şu anki genel başkan, Selahattin Demirtaş istifa etti. Ederken gayet mert olarak, alın partiyi sizin olsun, dedi.

Bakın, bu tür partilerin hepsi kaynıyor. Ne demek kaynıyor? Çok açık, CHP’nin her yerinde kavga var. CHP’yi bir de Alevi partisi olarak biliriz, değil mi, ancak bu şoförlerin hain dediği Kılıçdaroğlu geldi ve türbanı ilk defa söyleyen adam oldu. Türbanı ağzına ilk alan Tayyip Erdoğan değil, Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Ondan sonra, Atatürk’ün Tunceli’yi işgal ettiğini söyleyen kimdir, Kemal Kılıçdaroğlu’dur ve şimdi Atatürkçülük yapıyor. Şimdi bir kadını getirdi, kadın da bir Atatürk düşmanı çıktı. Bu kadar nettir.

F.Ö.: Kaftancıoğlu’ndan mı söz ediyorsunuz?

Y.K.: Evet. Bu kız bir Atatürk düşmanıdır ve Kemal Kılıçdaroğlu, Atatürk düşmanı olmayan, cumhuriyet düşmanı olmayan hiç kimseyi iş başına getirmez. Bekaroğlu, Sezgin, hepsi öyledir. Şu anda bir sözcüleri var, Ardahan milletvekili mi bilmem ne, hepsi.

O.İ.: Kaftancıoğlu’nu destekleyenlerden biri de Erdoğan Toprak. Toprak TÜSİAD’la ilişkilerde de aktif bir isim.

Y.K.: Tabii. Çok güzel. Her şeyi yapanlardan biri o, Erdoğan Toprak. HDP de kaynıyor.

Şimdi, izninizle başka bir konuya geçebilir miyim? Şimdi bir tıraşlamak lafı var. Tayyip Bey’in emri üzerine yüksek apartmanlarda iki kat ne olmuş, tıraşlanmış. Yani inşaat halindeki apartmanın iki katı kesiliyor, atılıyor, buna da tıraşlanma deniliyor. Milli servet gidiyor. Ne güzel tıraş, bir de beni tıraş edin. Çok enteresan, inanılmaz bir şey. Niye tıraşlıyorlar? Çünkü yapılan bütün inşaatlar, boştur. Hiçbirini satamıyorlar, satamayınca tıraşlayacaklar. Tayyip Bey birdenbire estetikçi mi oldu, bütün bu binaları görmüyor muydu? Siz şu anda Adalar’dan bakınca nereleri görürsünüz? Kartal, Maltepe, Bostancı, Kadıköy… Şimdi oraları görebilir misiniz, göremezsiniz. Sadece yüksek apartmanlar var. Tayyip Bey yaptı bütün bunları, bunların hepsini AKP yaptı. Oraya binalar dikti, şimdi onları tıraşlayacaklar.

F.Ö.: Kendisi geçtiğimiz günlerde, biz bu şehrin kıymetini bilmedik, ihanet ettik, hâlâ da ediyoruz, bundan ben de sorumluyum, dedi.

Y.K.: Adam ihanet sözcüğünün ne olduğunu bilmez ki, onu iyi bir sözcük zanneder. Bir kere, Tayyip Bey, ihanet sözünü, dua ettik, cami yaptık anlamında kullanıyor, böyle şeyler olmaz. Ne yapacağız şimdi, Adalar’dan görülen bütün uzun binaları tıraş mı edeceğiz? Ben hapisten çıktıktan sonra, bizim orada, yeni Ankara Çukurambar’da, bir tek daire kiraya verilmedi, her taraf kirada, hepsi boş. Bütün yapılan inşaatlar boş. O zaman tıraşlamayacaksın da ne yapacaksın Tayyip Bey? Muhtemelen devlet parası veriyor, gazetelerde de yazdılar, konut alımlarında faiz düşüreceklermiş. Hiçbir konut satılmıyor, konuta devlet yatırımı getirecekler. Bir, iktisatta 0’ın altına düşersin, böyle şey olmaz. İki, eğer enflasyon varsa faiz haddini yükseltirsin, alfabedir. Enflasyon varsa böyle devlet yardımı olmaz. Konutların vergisini artırırsın, konut yapmazsın. Faizler düşürülecek gibi şeyler söyleyen adam kim, Mehmet Şimşek.

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’i bilir misiniz? Bu adam Türkiye’ye, Amerika’nın Irak’taki savaşında Amerikan askeri olarak geldi. Mehmet Şimşek, bir İngiliz’le evliydi, yedek subay veyahut paralı asker olarak geldi, ondan sonra da bunlar aldılar. Başka bir tarafı da yok. Ne politika bilir, ne iktisat bilir, hiçbir şey bilmez. İktisadın i’sini bilmez. Cahil, bilgisiz… Ne diyor orada, devlet konutta faizleri düşürecek. Mehmet Şimşek aklını yemiş. Bu adamı başbakan yardımcısı değil, hiçbir şey yapamazsınız. Ne yapıyor öbür taraftan Tayyip Bey? Apartmanları tıraşlıyor. Ne demek tıraşlamak? Milli serveti kesip kesip atacaksın. Niye atacaksın? Çünkü satılmıyor. Aynı şekilde faizi indireceğiz diyorlar. Eğer enflasyon varsa, eğer senin ürettiklerin satılmıyorsa o zaman faizi yükselteceksin. Buna istikrar politikası denir. Türkiye’deki istikrar politikasının tek aleti, faizi yükseltmektir. Pek de istikrar olmaz ama istikrar politikası budur. Bereket versin, Tayyip Bey’in tayin ettiği Merkez Bankası buna uymuyor.

sol haber

gunlukbakis

gunlukbakis

2017 Temmuzunun ikinci yarısında başladığımız yayın hayatımızda, giderek yükselen bir grafik çizme hedefindeyiz....

Ziyaretçilerimiz, yaptığı yorumlardan kendileri sorumludurlar.

%d blogcu bunu beğendi: