“Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya gibi yurt dışında ölmek istemiyorum”

Zaman zaman yandaş medyanın hedefi olan usta oyuncu İlyas Salman, mevcut iktidarın dine dayalı koyu bir İslami faşizm inancında olduğunu söyledi. Salman, AKP’nin bu kez son seçimi olduğunu ve gidici olduklarını vurguladı.

İlyas Salman, Kibar Feyzo, Banker Bilo gibi birçok filmde birlikte başrolü paylaştığı Şener Şen’in güncel konularda sessiz kalmasını Şen’in dingin kişiliğine yordu. Orhan Gencebay’ın ise ‘Sanatçı muhalif olmaz’ söylemine sert çıkış yaptı. İktidarı işaret ederek Gencebay’ın hırsızların yanında yer aldığını ve bu şekilde onun da suça ortak olduğunu ileri sürdü.

Salman, CHP’nin AKP karşısında kaybetmesini şu sözlerle açıkladı, “Takkeli Tayyip’in adamları her ailenin kapısını çalarak oy dilendi. Biz bunu yapamadık.” Bu ülke için ödeyeceği en büyük bedelin canı olduğunu söyleyen Salman, ancak ülkedeki baskılardan dolayı iltica etmesini söyleyenler için ‘Yılmaz Güney gibi, Ahmet Kaya gibi yurt dışında ölmek istemediğini’belirtti.

Toplumsal’ı evinde ağırlayan oyuncu İlyas Salman, yandaş medyanın sahibinin sesi olduğunu Erdoğan’a yaptığı her eleştiride karşısına çıktıklarını anlattı.

“Tanrıyla koalisyon masasına oturdular”

Öncelikle nasılsınız? Bugün ülkenin içinde bulunduğu siyasi durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Soranlara seçimlere kadar Türkiye’den daha iyiyim diyordum. Şimdi Türkiye gibiyim diyorum. Türkiye’den daha iyiyim demenin ölçütü ne ise orta halli yaşam, ev sahibini kapıda görmemek, bakkala ya da pazara gittiğin zaman cebinden korkmamak bir de kendi kişisel özgürlüğünü her şeyin üstünde tutmak. Onun için ben mevcut iktidarın dine dayalı koyu bir İslami faşizm olduğunun inancındayım. Tanrıyla koalisyon masasına oturdular. Bir koltukta Tayyip oturuyor, gizli bir koltukta Allah oturuyor. Allah’ın koltuğunu altından çekersen Tayyip anında düşecek.

İki de bir cumhuriyetin yüzüncü yılından bahsediyor. Kafasındaki 2023’te Mustafa Kemal’in cumhuriyetini yıkacak yerine İslam cemahiriyesini kuracak. Hedefi o. Ama bunu başaramayacak. Engel olacağız.

Ama toplumun büyük bir kısmı da ona oy veriyor…

Toplum demeyelim de ‘toplam’ diyelim. Fakat onlar da perişanlık içerisindeler. Sistemli bir gelişme olduğunu sanıyorlardı Tayyip’in iktidarını. Hiçbir ilkesinin olmadığını şimdi anlıyorlar. Bu sefer son seçimleri olacak.

Siz solculukla nasıl tanıştınız, Türkiye’de bugünkü solculuğu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben Malatya Arguvan ilçesi gecekondu köyünde doğdum. 3.5 yaşındaydım. Salman diye bir amcam bize (çocuklarına, yeğenlerine) 29 harfi öğretti. Daha sonra Hz. Ali’nin cenk kitaplarını verdiler: Kan Kalesi, Hayber Kalesi, Kahkaha Sultan. Ben Türkmen Alevi bir ailenin çocuğuyum. Köy Enstitülü yazarlar Yaşar Kemaller Orhan Kemaller Fakir Baykurtlar okumaya başladık. Tolstoy, Dostoyevski dünya klasikleri falan derken işi Lenin’e kadar getirdik. Çok erkenden sosyalist dünya görüşüyle akraba oldum. Bu kapitalist düzen yıkılacak. Yerine daha insancıl, daha özgür, daha demokrat bir çizgide bir ülke kurulacak.

Şu an bunun için mevcut ortam var mı?

Şu anki koşullar devrim için mümkün. İktidar zora dayalı bir yönetim biçimi seçmiş kendine. Açıkçası koyu yeşil faşizm yaşıyoruz. Bu faşizmden kurtulmanın yolu bir an önce ayağa kalkmak. Bu ‘Gezi direnişiyle’ de olmayacak. Daha kötü şeyler bekliyorum. Zaten Türk – Kürt meselesi var gündemimizde. Bir de Tayyip iktidarın sonunu görünce bu defa Alevi – Sünni savaşı çıkaracak. Fakat gidecek. Bu çelişkiler iktidarı yolcu edecek.

Türkiye’de gerçek sol kökenli insanların örgütlü olmadığını görürüz. Örgütlenmemiş sol da örgütlü sağın karşısında duramaz. Fakat sol da yavaş yavaş kendine geliyor. Kendini Tayyip’e adayanların dışında, inatla bu sağ iktidarı eleştiren insanlar yavaş yavaş toplanıyorlar.

Örgütlü yapı olmadığı sürece ne solun ne sağın iktidar tacını başına geçirmesi kolay değil. Önce evimizde, sonra sokakta, iş yerlerinde örgütleneceğiz. Önümüzdeki seçime kadar herkese ulaşmak zorundayız. Takkeli Tayyip adamları her ailenin kapısını çalarak oy dilendiler. Biz bunu yapamadık.

CHP halkın ayağına gitmiyor ama?

Kesinlikle yapmıyor. CHP, bürokratik bir burjuva partisidir. Yani şu mevcut CHP, Atatürk’ün kurduğu parti değil.

Aziz Nesin Sosyal Demokratlar için; bir alacakaranlıktır, karanlığın aydınlık diye yutturulmasıdır, diyordu. Bir tarafı pişmiş bir tarafı çiğ bazlama ekmek gibi diyordu, CHP’liler için. Gerçek sol sınıf mücadelesini göz ardı edemez.

40 yıl önce oynadığınız filmlerde sosyal gerçeklik mesajları veriliyordu. Bugün aynı filmler çekilse ve siz oynasanız senaryolarda nasıl bir değişiklik olurdu?

Sömürü, biçim değiştirdi sadece. Yani eski köy ağaları şimdi şehir patronları olmuş. Sömürüyü anlatan filmler yapmak lazım. Eğer sömürüyü anlatan senaryolar gelirse oynarım. Ama günümüz yazarları da artık çok para kazanmanın telaşı içerisinde. Saçma sapan senaryolar yazıyorlar.

Recep İvedikleri, Kolpaçinoları,seyrediyor insanlar artık. ‘Orama koma burama ko’ diyor insanlar, komik geliyor, gülüyorlar. Bizim sinemamız hayatla akraba idi.

Son dönemde sizi senaryolardan ötürü mü ekranlarda göremiyoruz?

Evet öyle. Ben yıllardır ilk kez doğru düzgün bir film seyrettim: Yol Ayrımı. O da Recep İvedikler kadar iş yapmadı.

Şener Şenle de birçok projede yer aldınız. Fakat Şen güncel konularda sessiz kalmayı tercih ediyor. Siz bunu neye bağlıyorsunuz?

Bu bir prensip meselesi. İnsanların bir bildiği vardır. Korkuları, kaygıları olabilir. Şener çelişkilerin insanı değil. Dingin bir adam. Ben kavgacı bir insanım fakat Şener mücadeleci kavgacı bir insan değil. Ben ‘bana ne’ deyip geçemem.

Size bir anımı anlatayım:

1981. Şan Tiyatrosu’nda Hababam Sınıfı’nı oynuyorduk. Ben de kötü bir araba vardı. Eşimle yola çıktık. 2 minibüs durmuş, 2 minibüsün arasında 6 kişi bir kişiyi dövüyor. Yanında cılız bir kadın ve ufak bir çocuk çığlık atıyor. Ben arabayı sağa çektim. Eşim de, ‘İlyas, sen manyağın tekisin bu kavgaya da karışırsın’ dedi. Ben de dedim ki, ‘6 tane puşt bir adamı dövüyor da sen yanından hiçbir şey yapmadan geçiyorsan 7. puşt sen olursun.’ dedim. İndim arabadan, ‘utanmıyor musunuz’ diye sordum. İçlerinden biri, ‘Karıma baktı.’ dedi. Teşekkür etseydin pe.evenk, yüzüne bakılacak karın varmış’ dedim. Hangimiz güzele bakmıyoruz. Hani ben güzele güzel demem güzel benim olmayınca diye de atasözü vardır ben onu değiştirdim. Ben güzele güzel derim güzel benim olmasa da!

Taca çıkmış futbol topu gibi hayatı seyredeceğimize sahaya girip tekmeleniriz. Başka türlü bu yaşam düzeltilemez.

Orhan Gencebay’ın ‘Sanatçı muhalif olmaz’ sözünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sanat, binlerce yıllık insan yaşamında hep muhalif olmuştur. Benim istediğim düzen gelse bile ben yine muhalif olacağım. Çünkü güzelin de güzeli var. Onun için sanat muhalif olmaz, sanat iktidar yandaşıdır diyen insanlar yedikleri arpalıkların sayesinde söylüyorlar bu lafı. Tuzu kuru Orhan Gencebay’ın. Elbette iktidarın yanında olacak. Çünkü iktidar, hırsız bir iktidar. Ben Gencebay’a hırsız demiyorum. Ama hırsızlara göz yummak da suça ortaktır diye düşünüyorum. Orhan Gencebay, ülkedeki yoksulluğu ya da asgari ücreti bilmiyor mu? Ama o sırça köşkünde gayet rahat yaşıyor, görmezden geliyor. Bu da benim için suçtur.

Bugün aralarında Adile Naşit, Münir Özkul ve Kemal Sunal gibi hayatına kaybeden Yeşilçam sanatçılarının bile zaman zaman medyada hedef alındığını görüyoruz. Bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

İktidarın, Tanrı satıcılarının, milletin inancını teraziye koyup satanların işine gelmiyor. Allah’ın cebinden peygamberi çalıp teraziye koyup gram gram Allah ticareti yaparak Allah’ı satanların işine gelmiyor. Onun için de Adile Naşit’e, Ayşen Gruda’ya Münir Özkul’a ve bana hiç akla yakın olmayan laflar ediliyor, eleştiriler yapılıyor. Meyve veren ağaç taşlanır. Biz de meyvemizi gösteriyoruz. Muhalifiz. Ak Parti bizi istediği kadar düşman bellesin biz onun sayesinde var olmadık. Biz kendi kafa yapımızla ve halkın sayesinde var olduk. Bu halk var olduğu sürece ona muhalif olmaya devam edeceğiz.

Muhalif çizginiz nedeniyle bedel ödediğinizi düşünüyor musunuz?

Bedel ödedim. Yıllardır film teklifi gelmiyor. Gelen teklifler de saçma sapan senaryolar oluyor. Cesaretli, siyasal yapısı güçlü, ideolojik olarak çalışanlara destek veren senaryolar yazılmıyor. Ben de oynayamıyorum. Bir oyuncunun asal görevi oynamak: Sinemaya hasret kaldım.

Ben hayatla bağını koparmamış öyküler istiyorum. Bugünkü perişanlığı, alçaklığı, seviyesizliği anlatan senaryoları bekliyorum ki oynayayım. Ben sisteme yalvaramam. Bunları aç bırakırsak cezalandırmış oluruz diye düşünüyorlar ama öyle bir şey yok. Evde oturur okuyup yazarım, torunum Geziyle ilgilenirim.

Torununuzun ‘Gezi’ ismi de çok tepki çekmişti…

Evet. Efruz diyoruz artık. Sosyal medyada öyle korktular ki, bir komünist, bir Atatürkçü daha geliyor diye.

Bu ülke için ödeyeceğiniz en büyük bedel ne olur?

Canım. Seve seve veririm. Ben yıllardır mahkemeden mahkemeye sürünüyor, yurt dışına çıkıyorum. ‘Başın belada, gel iltica et’ diyenler oldu. Asla. ‘Ben ülkemde acımdan ölürüm. 40 yıl bana senaryo getirmeseler film yapmam ama ülkemi de terk etmem’ dedim. Ben Yılmaz Güney gibi Ahmet Kaya gibi yurt dışında ölmek istemiyorum. Mezarım, Nazım’ın dediği gibi ‘Anadolu’da bir çınarın dibine gömsünler beni başımda da taş maş istemez hani.’

Tarihi bir filmde hangi tarihi bir kişiliği canlandırmak isterdiniz?

Pek benzemiyorum ama Atatürk’ü canlandırmak isterim. Oynanan tarihi kişiliğe çok da benzemenin önemi olmadığı kanaatindeyim. Onun ilkelerini, onun öyküsünü hayata bakışını, dünya görüşünü yansıttıktan sonra benzemesin hiç önemli değil. 40 yıllık sinemacıyım. Evimde benim fotoğrafım yok. Ancak Mustafa Kemal’in var.

Apolitik mizah konusunda ne söylemek istersiniz?

Yediğimiz ekmekten, içtiğimiz suya, soluduğumuz havaya kadar her şeyin fiyatını politika belirliyorsa, ‘ben politika yapmıyorum’ diyenlerin ya da politika yapanların ekmeklerine yağ sürüyorlar. Onlarla hırsızlığı paylaşıyorlar. Kendi korku ve kaygılarımıza pis bahaneler uydurmayalım.

Alkolünüze de takmış durumdalar…

Nesiminin bir türküsü vardır. Benim ne içtiğim ne yediğimle hiç ilgilenmesinler. Çünkü ben de kimsenin ne yiyip ne içtiğiyle ilgilenmiyorum. Ne ürettiğine bakıyorum. Yoksa beni sokakta seçmesini bilmeyen mahlukatlar eleştiriyorlarmış, eleştirsinler.

İktidara yandaş medya sizinle çok uğraşıyor…

Haklılar. Çünkü sahibinin sesi oldukları için. Ben takkeli Tayyip’e yönelttiğim her eleştiride karşıma çıkıyorlar. Ben de diyorum ki benim tek bir reisim var: Mustafa Kemal Paşa. Onlar yazmaya çizmeye devam etsinler Beni yanlarında göremeyecekler kusura bakmasınlar.

Okurlarımıza Toplumsal aracılığıyla vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Benim umudum çok. Umut benim en büyük desteğim. Umutsuz olsaydım intihar ederdim bu ülkede. Ama hiçbir zaman umutlarını yitirmesinler. Ömürleri bitmeden umutları bitmesin.

Bu arada İlyas Salman’ın doğru olan Twitter hesabı @ilyassalmansm

Toplumsal

gunlukbakis

gunlukbakis

2017 Temmuzunun ikinci yarısında başladığımız yayın hayatımızda, giderek yükselen bir grafik çizme hedefindeyiz....

Ziyaretçilerimiz, yaptığı yorumlardan kendileri sorumludurlar.

%d blogcu bunu beğendi: